1. Gübreleme
Gübreleme meyveciliğin vazgeçilmez uygulamalarından biridir. Meyve
ağaçlarından yeterli büyümeyi sağlamak ve yeteri kadar verim elde etmek için
gübreleme şarttır. Meyve ağaçları topraktan yıllık önemli miktarlarda besin
elementi kaldırırlar. Bu kaldırılan besin elementleri ikame edilemez ise
ağaçlarda bir takım beslenme bozuklukları ve verim düşüşleri görülür. Bu durumun
önlenebilmesi için gerekli besin elementlerinden yeteri kadar takviye
yapılmalıdır. Gübrelemede bitkilere ihtiyacı kadar gübre verilmesi yanında besin
dengesine de dikkat edilmesi gerekir. Meyve ağaçlarının yeterli ve dengeli
beslenip beslenmediğinin belirlenmesinde en önemli ölçütlerden birisi sürgün
uzunluklarıdır. Tablo 1’de bazı meyve ağaçlarında uygun besleme koşullarında
olması gereken sürgün büyüme miktarları görülmektedir. Yani belirtilen
miktarlardan daha fazla veya daha az büyüme istenen bir durum değildir. Ancak
sürgün uzunluklarının tek başına ölçü olmadığını toprak ve bitki analizleri ile
hem topraktaki hem bitkideki besin elementi düzeyleri sürekli
belirlenmelidir.
Tablo 1. Meyve ağaçlarında arzu edilen büyüme oranları (Thomas ve Rasberry,
1998).
M e y v e T ü r ü |
Optimum sürgün uzunlukları (cm)
|
|
Pikan Cevizi
|
Meyvesiz
|
60-90
|
|
Meyveli
|
30-45
|
|
Şeftali ve Nektarin
|
Meyvesiz
|
45-60
|
|
Meyveli
|
30-45
|
|
Elma
|
Meyvesiz
|
40-75
|
|
Meyveli
|
15-25
|
|
Erik
|
Meyvesiz
|
55-90
|
|
Meyveli
|
20-25
|
|
Armut
|
Meyvesiz
|
40-75
|
|
Meyveli
|
30-40
|
2. Bitki Besin Elementlerinin Alımı Ve Taşınması
Bitkilerin besin elementlerini alım organları birinci derecede kökleridir.
Sınırlı da olsa toprak üstü aksamlarından da besin elementi girişi
olabilmektedir. Ancak bu toprak üstü organlardan besin alımı bitkinin ihtiyacını
karşılamaktan uzaktır (özellikle makro besin elementlerinde ve bitkinin çok
ihtiyaç duyduğu besinlerde).
Bitkinin kökten besin elementi alımı için öncelikle iyi bir kök sisteminin
olması gerekir. Bitkiler su ve besin elementlerini kılcal kökleri vasıtasıyla
alırlar. Bu yüzdem iyi saçak kök oluşturmuş bir bitkinin besin alımı daha kolay
olur. Ayrıca toprak yapısı ve ortamdaki su miktarı da besin elementi alımında
etkilidir. Öte yandan besin elementlerinin kökler aracılığı ile alınabilmesi
elementlerin elverişli formda olmasına bağlıdır.
Bitki kökleri besinleri diffüzyon-geçişme, osmos, kontak değişim gibi bazı
kimyasal ve fiziksel olaylar sonucu alırlar. Besin elementlerinin bitkide
taşınması floem ve xylem denilen iletim demetleri aracılığı ile olur. Bunlardan
xylem dokusunda su ve suda çözünmüş mineral maddeler; floemde ise özellikle
organik maddeler taşınır. Bitkilerde bu iletim dokuları aracılığı ile aşağıdan
yukarıya ve yukarıdan aşağıya bir taşınma gerçekleşir. Mesela kökten alınan
besin maddeleri yukarı meyve yapraklara taşınırken, fotosentez ürünleri ve bazı
besin elementleri de yapraklardan köke veya diğer yapraklara doğru
taşınabilmektedir.
3. Meyve Ağaçlarının Gübre İhtiyaçlarının Belirlenmesi
Meyve ağaçlarının gübre ihtiyaçlarının belirlenmesinde şu yöntemler
kullanılabilir;
1. Tarla denemesi metodu
2. Toprak analiz metodu
3. Bitki analiz metodu
4. Bitkilerde görülen eksiklik belirtilerini teşhis metodu
5. Radyoizotop metodu (Özbek, 1981).
3.1. Tarla Denemeleri Metodu
Bilinen en eski yöntemdir. Gübre ihtiyacının belirlenmesinde en doğru sonucu
verir. Ancak özellikle meyve ağaçlarında, çok yıllık oluşları ve uzun sürede
verime yatmaları bu yöntemin uygulamasını zorlaştırmaktadır. Öte yandan yöntemin
uzun zaman alması da bir başka dezavantajdır.
Tarla denemelerinin esası belli parsellerdeki ağaçlara farklı gübrelerin
değişik dozlarının uygulanması ve en uygun olanının bulunmasıdır.
3.2. Toprak Analiz Metodu
Günümüzde verimlilik belirlemede en sık kullanılan yöntemdir.
Toprak analiz yönteminde amaç toprağın bitkilerce alınabilir besin elementi
miktarı hakkında fikir sahibi olabilmektir. Başlıca 4 aşaması vardır.
1. Toprak örneklerinin alınması
2. Toprak örneklerindeki alınabilir besin elementlerinin tayini
3. Analiz sonuçlarının değerlendirilmesi
4. Gübre önerilerinin geliştirilmesi
Toprak örneği alımında önce arazinin farklılıkları belirlenmelidir. Eğim,
toprak rengi, toprak tipi, yükseklik, taban suyunun durumu gibi arazideki
farklılıklar dikkate alınarak, her farklı bölgeden ayrı örnek alınmalıdır. Eğer
arazi homojen ise 20 da araziden 1 örnek alınması yeterli olabilir. Bunun için
rasgele zig zaglar çizerek veya bir plan dahilinde 5-6 nokta işaretlenir ve
buralardan burgu veya bel yardımı ile 0-30 ve 30-60 cm derinliklerden toprak
örnekleri alınır. Her bir derinlikten alınan örnekler kendi aralarında iyice
karıştırılarak içinden 1-2 kg toprak alınır ve laboratuvara gönderilir. Eğer bel
ile toprak örneği alınacaksa işaretlenen noktalarda toprak 60 cm derinliğe kadar
V şeklinde açılır ve V’nin yüzeyinden 2-3 cm kalınlığındaki bir tabaka 0-30 ve
30-60 cm derinliklerden ayrı ayrı alınır.
5. Bitki Besin
Elementleri (Elverişliliği, Bitki Fizyolojisindeki Önemi, Eksiklik ve Fazlalığı,
Gübreleme)
5.1.
Azot
Tabiatta azotun kaynağı organik maddeler ve
havanın serbest azotudur. Havanın serbest azotu ve organik maddelerin
bünyesindeki azot bazı kimyasal olaylar (amonifikasyon, nitrifikasyon vs.)
sonucunda bitkilerin faydalanabileceği amonyum ve nitrat formuna dönüşür
(Aydemir ve İnce, 1988).
Azot bitkilerin temel yapı taşlarındandır.
Amino asitler, proteinler, nükleik asitler gibi organik bileşiklerin vazgeçilmez
bileşenlerinden biridir. Azot bitkilerde vegetatif aksamın gelişmesini sağlar
(Fırat, 1990).
Azot Eksikliği: Azot yetersizliğinde
bitkiler genellikle koyu yeşil görünümlerinin aksine soluk açık yeşil bir
görünüm kazanırlar. Ciddi noksanlık durumlarına yapraklarda kloroz görülür. Bu
durum yaşlı yapraklardan başlar.
Azot eksikliği özellikle bitkinin vegetatif
gelişimini olumsuz etkiler. Yaprak ve gövde sistemi zayıf olur. Vegetatif
gelişme periyodu kısalır. Bitkiler erken olgunlaşır, erken çiçek açar ve erken
yaşlanır.
Elmalarda yapraklar küçük dar ve açık yeşil
renkli olur. Yapraklar sarımsı portakal renkli veya kırmızımsı mor renkli
olabilir ve erken dökülürler. Yaprak sapları dar açı oluşturacak şekilde, ince
ve kısadır. Şiddetli noksanlıkta yaprak sapları ölür. Meyveler olgunlaşmadan
renklenirler.
Armut, kiraz ve erikte noksanlık belirtileri
elmaya benzer. Kirazda meyveler koyu renkli olurlar.
Kayısıda yapraklar kısa ve sarımsı yeşil
renkli olur. Dallar ince gelişirler. Genellikle çiçek bol olmakla beraber, meyve
sayısı az ve meyveler küçük olur.
Şeftalide dal ve sürgünler kısa,
zayıf, kabukları kahvemsi mor renkli olur. Yapraklar sarımsı yeşil renkli, yaşlı
yapraklar kırmızımsı sarı, bazen de nekrozludur. Erken yaprak dökümü olur.
Meyveler küçük ve ekseriyetle bozuk şekilli olurlar.
Asma yaprakları açık yeşil ve
sarıya döner. Yaprak kenarları nekrozlu ve aşağıya kıvrık olur. Yaprak sapları
pembemsi bir renktedir. Sürgünler zayıf ve uçları ölüdür (Aktaş ve Ateş, 1998).
Azot fazlalığı:
Bitkilerde fazla azot vegetatif gelişme periyodunu uzatır. Çiçeklenmeyi
geciktirir. Vegetatif aksam yani dal sürgün ve yaprak miktarı fazla, iri, geniş
ve uzun olur. Buna karşılık generatif gelişme zayıf kalır. Meyvelerde geç
olgunlaşma meydana gelir. Depolanma kabiliyetleri düşer ve bazı depo
hastalıklarına daha hassas olurlar (Aktaş ve Ateş, 1998).
Gübreleme : Azotlu
gübrelerin etkinliği yönünden aralarında önemli bir fark yoktur. Uygulanacak
gübrenin belirlenmesinde en önemli faktör toprak faktörüdür. Asit karakterli
topraklara üre, kireçli topraklara ise gaz halinde kayıplar fazla olacağından
amonyum içerikli gübrelerin verilmesi tavsiye edilmez. Yıkanmanın fazla olduğu
yağışlı bölgelerde geleneksel azotlu gübreler yerine yavaş serbestlenen azotlu
gübreler verilebilir.
Verilecek gübre miktarı
topraktaki organik madde miktarına göre değişmekle birlikte azotun kolay yıkanan
bir gübre olması ve organik maddenin zamanla elverişli hale geçmesi nedeniyle
toprakta mevcut azot pek dikkate alınmaz. Verilecek gübre miktarının
belirlenmesinde ise farklı yöntemler kullanılabilir. Örneğin şu formülden
faydalanılabilir (Herrera, 1996);
Ağacınyaşı (yıl) x
2,27.
--------------------------------------- = kg gübre /ağaç
Gübrenin % azot içeriği
Yani eğer ağaç 15 yaşındaysa ve gübre olarak
ta amonyum nitrat (% 26) kullanıyorsak;
(15x2,27)/26 = 1,3 kg/ağaç Amonyum nitrat
vermemiz gerekir. Hesaplamada göz önüne alınması gereken bir diğer husus ta
ağacın verimidir. Diğer bir deyişle verilecek gübre miktarı ağaç pik verimine
ulaşıncaya kadar artırılmalı ondan sonra artırılmamalıdır. Doz belirlenmesinde
Tablo 9 ve 10’ den de faydalanılabilir;
Tablo 9. Elma için N önerileri (Herrera,
1996).
|
Yaş
(yıl)
|
g
N/ağaç
|
Kg
N/dekar
|
|
1
|
yok
|
yok
|
|
2
|
100
|
2,5
|
|
3-5
|
100-150
|
3-4
|
|
6-7
|
200-250
|
6
|
|
7 yaş
üzeri
|
300-500
|
8-12
|
Bu verilen rakamlar kuvvetli anaçlar üzerine
aşılı elma ağaçları içindir. Eğer M9 veya MM106 gibi bodur ve yarı bodur gelişen
anaçlar için tam verim çağında 80-100 kg/ha N verilmesi tavsiye edilebilir. Öte
yandan taş çekirdekliler için ise verim çağında dikim sıklığına göre şu
önerilerde bulunulabilir;
Tablo 10. Sert çekirdekli meyveler için N
önerileri (Crew ve Geyle, 1998).
|
Dikim
Sıklığı
|
Verilecek N
(g/ağaç)
|
Verilecek N
(kg/da)
|
|
6 m X 6
m
|
400-600
|
10-15
|
|
Orta
sıklıkta
|
300-400
|
15-20
|
|
Sık dikim
(4x2)
|
200-250
|
20-25
|
Azot toplam miktar en az 3 eşit
parçaya bölünerek verilmeli ve uygulamalar erken ilkbaharda başlamalıdır. En son
uygulama ise temmuz ortasını geçmemelidir. Şiddetli ilkbahar yağmurlarından önce
verilmemelidir. Ancak uygulamanın sulamadan veya normal şiddette bir yağıştan
önce verilmesi gübrelemenin etkinliği açısından önemlidir. Uygulamalar ağaç
gövdesine yaklaşmayacak şekilde ağacın taç izdüşümüne veya banda verilmelidir.
Gübre verildikten sonra sulama yapılmayacaksa toprakla karıştırılması tavsiye
edilir. Zira özellikle ürede kısmen da Amonyum Nitratta toprak yüzeyine
uygulandıklarında amonyak formunda önemli azot kayıpları olmaktadır (Tisdale ve
Nelson, 1982)
5.2.
Fosfor
Bitki ve topraktaki fosforun tamamına yakını
beş değerlikli oksidasyon derecesinde bulunur (P2O5).
Toprakların fosfor düzeyi % 0,02 ile %0,15 arasında değişir. Ancak bunun çok az
bir kısmı bitkiler tarafından alınabilir formdadır. Özellikle topraktaki kil
tipi ve miktarına bağlı olarak fosforun önemli bir kısmı toprak tarafından
tutulur. Fosfor bitkide son derece hareketli bir besin elementidir. Aşağı ve
yukarı doğru taşınabilir (Aydemir ve İnce, 1988).
Fosfor bitkide; enerji depolanması ve
taşınması, genlerin ve kromozomların yapı taşı olması ve besinlerin taşınması
gibi fizyolojik işlevlere sahiptir. Fosfor ayrıca çiçeklenmeyi ve meyve tutumunu
artırır, saçak kök oluşumunu sağlar, tohumların çimlenmesinde etkilidir,
olgunlaşmayı hızlandırır (Fırat, 1990).
Fosfor Eksikliği : Bitkilerin normal
P içeriği %0,15 ile %0,5 arasındadır. Eksiklik durumunda bu oran % 0,1’in altına
düşmektedir. P eksikliğinde bitki türüne ve eksiklik oranına bağlı olarak farklı
belirtiler görülse de genel olarak; özellikle yaşlı yapraklarda sararma, kalın
ve dik yaprak görünümü, bodur büyüme, mavimsi yeşil veya mor renk oluşumu
tipiktir.
Fosfor eksikliği elma armut gibi ağaçlarda
hububat ve otsu bitkilerde olduğu gibi çok yaygın değildir. Belirtiler daha çok
genç ağaçlarda meydana gelir. Sürgünler ve çiçeklenme azalır, tomurcuk patlaması
gecikir. Meyve tutumu zayıftır ve olgunlaşma erkendir. Öte yandan çoğu kez
meyvelerde şekil bozukluğu, koyu kırmızı renk ve çatlaklık görülür. Daha çok
yaprakların ortasında veya ana damarlar arasında olmak üzere koyu yeşilden mora
kadar değişen renklenme görülür. Yapraklar normalden daha küçüktür ve yaprak
sapı ile dal arasında dar açı vardır. Sonunda yapraklar açık yeşile veya sarıya
dönerler ve erken koparlar (Aktaş ve Ateş, 1998).
Fosfor fazlalığı; Fe, Zn ve Cu’ın alımını engellediğinden
dolaylı olarak bitkiye zarar verir(Aktaş ve Ateş, 1998).
Fosfor Gübrelemesi : Fosfor gübrelemesinde dikkat edilmesi
gereken hususların başında toprak çözeltisindeki elverişli fosfor
konsantrasyonunun artırılmasıdır. Bunun için kullanılacak gübre çeşit ve miktarı
kadar uygulama yöntem ve zamanı da önem taşımaktadır. Gübrenin toprakla temas
yüzeyinin artması ve temas süresinin uzaması toprakta fosfor fiksasyonunun
artmasına yol açacağından fosforlu gübrelerin mümkün olduğunca bitkinin alacağı
dönemde verilmesi gerekir. Öte yandan fosfor toprakta hareketsiz olduğundan
gübrenin bitki kök bölgesine yakın verilmesi gübrelemenin etkinliğini
artırmaktadır. Ayrıca gübre verilirken kesinlikle serpilerek dağıtılmamalı taç
izdüşümüne veya banda açılan çukurlara toplu olarak verilmelidir (Ülgen ve
Yurtsever, 1995).
Uygulanacak gübre miktarına gelince; fosforlu gübreler uygulanmadan
önce toprağın elverişli fosfor seviyesinin toprak analizleri ile belirlenmesi
gerekir. Yöremiz toprakları genel olarak fosfor açısından oldukça zengindir.
Yapılan tarla denemeleri sonucunda Isparta – Eğirdir yöresi toprakları için
dekara 2-3 kg P2O5 verilmesi tavsiye edilmektedir. Buda
eğer triplesüperfosfat kullanılacaksa (%44) toplam dekara 5-7 kg gübre verilmesi
demektir (Akgül, 1999).
Fosfor gübrelemesinde uygulama zamanı olarak erken ilkbahar hatta
kış sonu yani şubat-mart ayları tavsiye edilmektedir.
5.3.
Potasyum
Toprakta potasyum N ve P’a göre daha fazla bulunur. Toprağın
potasyum kapsamı % 2,4 dolayımdadır. Potasyum bitkiler tarafından son derece
hızlı ve etkin alınırlar ve çift yönlü taşınabilir. Ancak temel taşınma genç
dokulara doğrudur. Potasyum alımının hızlı ve etken olması diğer katyonların
alımını sınırlandırabilir. Bitki floem özsuyunun % 80’i potasyumdan oluşur
(Aydemir ve İnce, 1988).
Potasyum bitkilerde su dengesini sağlar, fotosentez ürünlerinin
üretimini ve taşınmasını sağlar, ve bazı enzim sistemlerini etkinleştirir yada
aktive eder. Özellikle meyveler açısından potasyum çok önemlidir. Şeker oranı
yüksek, tam renklenmiş albenisi fazla, kaliteli meyveler elde edilmesi yeterli
potasyum verilmesine bağlıdır (Fırat, 1990).
Potasyum Noksanlığı : Potasyum noksanlığı kumlu hafif
tekstürlü topraklarda yetiştirilen bitkilerde daha çok görülür. Potasyum
noksanlığı belirtileri hemen görülmez. Önce önemli oranda gerileme görülür. Daha
sonra kloroz ve nekrozlara rastlanır.
Belirtiler önce yaşlı yapraklarda görülür. Zira eksiklik halinde
yaşlı yapraklardaki potasyum genç yapraklara taşınır. Belirtiler yaprak
kenarlarında ve uçlarında başlar. Yaprak kenarları önce sararır, daha sonra koyu
kahverengine döner. Şiddetli noksanlık halinde siyahlaşabilir. Yaprağın kenar ve
uçları belirtilen şekilde ölmesine karşılık diğer kısımları uzun süre yeşil
kalabilir.
Elmada yaprak kenarlarında esmer-kahverengi kloroz oluşur. Bu
bölgeler kurur. Yapraklar bu haliyle ağaç üzerinde uzun süre kalabilirler.
Meyveler küçük ve soluk renkli, kalın kabuklu, şeker miktarları az ve ekşi
olurlar.
Armut yaprakları sarımsı yeşil olur ve tipik bir şekilde kıvrılma
gösterir. Yaprak kenarlarında yukarıda bahsedilen tipik belirtiler oluşur.
Kiraz, şeftali, kayısı gibi taşçekirdekli meyve ağaçlarında
potasyum noksanlığı yapraklarda kıvrılma ve kırmızımsı kahverengi lekelerden
oluşan belirtilere neden olur. Sürgün uçlarında ölme, zayıf çiçek oluşumu ve
normalden küçük meyveler oluşur.
Asma yapraklarında da yaprak kenarlarında sararma kahverengileşme
görülür. Çiçeklenme zayıf, meyve tutumu az ve meyveler ekşi olur (Aktaş ve Ateş,
1998).
Potasyum fazlalığı : Potasyum fazlalığı Mg ve Ca
noksanlığına sebep olabilir (Aktaş ve Ateş, 1998).
Potasyum Gübrelemesi : Potasyum
gübrelemesi yapılmadan önce toprakların potasyum içeriklerinin toprak tahlilleri
ile belirlenmesi gerekir. Potasyumda fosforda olduğu gibi ağaç kök bölgesine
yakın ve dağıtılmadan verilmelidir. Uygulama zamanı da fosforda olduğu gibi kış
sonu veya erken ilkbahardır (Aydemir ve İnce, 1988).
Uygulama dozu topraktaki potasyum seviyesine, ağacın yaşı ve
verimine bağlı olarak değişmekle beraber pratik bir öneri olarak yumuşak
çekirdekliler için 10-15 kg/da K2O, sert çekirdekliler için ise
7,5-15 kg/da K2O verilmesi önerilebilir (Crew ve Geyle,
1998).
5.4.
Kalsiyum
Topraklarda genellikle ihtiyacı karşılayacak düzeyde kalsiyum
bulunur. Özellikle kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde yıkanma olmadığından
Ca oranı oldukça fazladır. Hatta bazı yerlerde diğer bazı mikro elementlerin
alımını engelleyecek kadar fazla olabilmektedir. Bu sebeple ülkemizde topraktan
Ca ilavesine pek ihtiyaç duyulmaz. Ancak yağışlı bölgelerde yıkanmanın çok fazla
olduğu yerlerde topraktan Ca gübrelemesi gerekebilir.
Kalsiyumun bitkilerce alım hızı çok düşüktür
ve topraktan Ca++ iyonu şeklinde alınırlar. Taşınması ise büyük
ölçüde transprasyona bağlıdır. Yani xylem dokusunda Ca taşınması kitlesel akış
ile olmaz. Bu kalsiyumun bitkide son derece hareketsiz olduğu sonucunu ortaya
koyar. Floem dokularında Ca içeriği çok düşüktür. Bu durum besinlerinin önemli
bir kısmını floem dokuları aracılığı ile sağlayan meyvelerde sık sık Ca
eksikliği görülmesine neden olur (Aydemir ve İnce, 1988).
Kalsiyum eksikliği : Kalsiyum noksanlığı meyvelerde,
özellikle elmalarda çok önemlidir. Elmalarda görülen acı benek Ca noksanlığının
bir sonucudur. Acı benek elmalarda derime yakın veya derimden sonra depolama
sırasında meydana gelen ve karşıdan bakıldığında kabuğun üzerinde şekil
bozukluğu oluşturan kahverengi-siyah beneklerle kendini belli eden bir
fizyolojik bozukluktur (Westwood, 1993, Aktaş ve Ateş, 1998)
Kalsiyum gübrelemesi : Yukarıda da
söylendiği gibi kalsiyumun floem dokusunda hareketsiz oluşu nedeniyle bitkilerde
ancak xylem dokularında ve transprasyon sonucunda taşınabilir. Ca noksanlığının
belirlenmesinde yaprak analizleri de faydalı olmamaktadır. Çünkü yapraklardaki
Ca meyvelere taşınamamaktadır. Ca noksanlığını gidermenin en etkili yolu
doğrudan meyveye Ca içeren çözeltiler püskürtmektir. Bu amaçla yaz döneminde
belli aralıklarla (15-20 gün) meyve üzerine kalsiyum sülfat veya bir başka Ca
içeren çözelti püskürtülmelidir (Aydemir, 1992, Peryea ve Willemsen, 2000).
5.5.
Magnezyum
Toprakların Mg içerikleri kumlu topraklarda %0,05 civarındayken
killi topraklarda bu oran %0,5 ‘e kadar çıkabilmektedir. Magnezyum kalsiyum gibi
kolay yıkanabilen bir elementtir.
Magnezyumun topraktan alımında rekabet
koşulları etkilidir. Azot ve potasyum arasında besin alımı arasında rekabet
vardır. Mg transprasyon akımı ile yukarı taşınır ve floem de hareketli bir
besin elementidir (Aydemir ve İnce, 1988).
Bitkilerde Magnezyum, klorofil sentezinde yapı elementidir,
fosforilasyon sürecinde görevlidir, çeşitli enzim sistemlerinde aktivatör görevi
görür ve karbon ve protein metabolizmasında görevlidir (Fırat, 1990).
Magnezyum eksikliği : Bitkilerde Mg seviyesi % 0,2’ nin
altına düşerse eksiklik durumu oluşur. Magnezyum noksanlığı protein sentezini
engellemektedir. Eksiklik daha çok yıkanma tehlikesinin olduğu topraklarda
görülür. Ayrıca fazla miktarda potasyumlu gübre verilmesi de Mg noksanlığına yol
açabilir.
Elma ağaçlarının özellikle uzun sürgünlerin yaşlı yapraklarında,
damarlar arasında gayrı muntazam şekilli açık yeşil, sarımsı, bazen grimsi yeşil
renkli lekeler oluşur. Damar arası lekeler bazı durumlarda yaprak kenarlarına
kadar genişler. Lekeler hızla kırmızımsı kahverengi nekrozlara dönüşürler.
Yapraklar daha sonra solar, kıvrılır, kurur ve erken dökülür. Meyveler tatsız ve
kokusuz olurlar.
Armut yapraklarında ana damar çevresi ve kenarlara yakın bölgelerde
nekrozlar oluşurken, yaprak kenarları yeşil rengini korurlar. Bu belirtilerin
ortaya çıkışı mevsim sonlarına doğru olur ve yapraklarda erken dökülme
görülür.
Sert çekirdekli meyvelerden en fazla şeftali etkilenir. Yaprakların
damar aralarında kloroz görülür. Renk açılmaları yaşlı yapraklarda, yaprak
kenarlarından başlayarak yayılır. Beyaz etli meyve veren ağaçların yapraklarında
kırmızı renkli, sarı etli meyve veren çeşitlerin yapraklarında ise sarı renkli
lekeler oluşur. Yapraklarda erken dökülme görülür.
Asma yapraklarında damar aralarında lekeler şeklinde başlayan
kloroz, lekelerin hızla genişlemesiyle sapa doğru yayılır ve yapraklarda ördek
ayağı şeklinde tipik görüntü oluşur. Kloroz görülen bölgelerde kahverengi
nekrozlar oluşur (Aktaş ve Ateş, 1998).
Magnezyum fazlalığı : Mg fazlalığı nadiren görülür ve
potasyum alımını engeller. Ayrıca ağaçların kök gelişmesini olumsuz etkiler
(Aktaş ve Ateş, 1998).
Magnezyum gübrelemesi : Bitkiler normal şartlarda nadiren Mg
gübrelemesine ihtiyaç duyarlar. Ancak günümüzde azotlu ve potasyumlu gübrelerin
fazla kullanılması sebebiyle magnezyum gübrelemesi bir ihtiyaç halini almıştır.
Özellikle yıkanmanın fazla olduğu topraklarda Mg gübrelemesi önem taşır
(Aydemir, 1992).
5.6.
Kükürt
Kükürt organik maddelerin yapısında bulunan bir elementtir. Bu
yüzden toprakta organik ve inorganik formda bulunabilir. Ancak topraklardaki
kükürt miktarının önemli bir kısmını organik kükürt oluşturmaktadır.
Bitkiler kükürdü kökleri vasıtasıyla sülfat iyonu
(SO4-2) şeklinde alırlar. Öte yandan stomaları aracılığı
ile de kükürt dioksit olarak alabilirler. Kükürt bitkilerde daha çok yukarı
doğru taşınır. Aşağı taşınma çok sınırlıdır. Yaşlı dokulardaki kükürt genç
dokulara taşınmaz (Aydemir ve İnce, 1988).
Bitkide proteinlerin bileşiminde bulunur. Klorofil oluşumu için
gereklidir. Bazı vitaminlerin bünyesinde bulunur. Bitkilerde soğuğa dayanımı
artırır (Fırat, 1990).
Kükürt eksikliği : Bitkilerde kükürt eksikliğinde azot
eksikliğine çok benzeyen belirtiler görülür. Yani homojen bir sararma vardır.
Ancak aradaki fark, sararmanın önce genç yapraklarda olmasıdır. Azotta ise
sararma yaşlı yapraklarda olur. Bunun sebebi kükürdün yaşlı yapraklardan genç
yapraklara taşınamamasıdır (Aktaş ve Ateş, 1998).
Kükürt gübrelemesi : Kükürt gübrelemesi daha çok yağışlı
bölgelerde önem taşır. Gübre olarak piyasada bulunan kükürt içerikli gübreler
kullanılabilir (jips, amonyum sülfat, potasyum sülfat vs.). Uygulama dozu
bitki, iklim ve toprak etmenlerine bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle
1-5 kg S/da sınırları arasında olmalıdır. Kükürtlü gübrelerin özellikle yağışlı
bölgelerde ilkbaharda uygulanması önerilir (Aydemir, 1992).
5.7. Demir
Yer kabuğunun % 5’ ini demir
oluşturur. Topraklar genellikle demir açısından zengin olmasına karşılık ortamda
Ca’un fazla olması ve havalanması uygun olmayan toprak şartlarında bitkiler
demirden faydalanamazlar.
Bitkiler demiri daha ziyade
Fe2+ formunda alırlar. Bazen de Fe3+ formunda alabilirler.
Ayrıca demir kleytleri olarak ta alınabilmektedir. Demir hangi formda alınırsa
alınsın bitki bünyesinde Fe2+ formuna dönüşmeden kullanılamaz. Yüksek
kalsiyum olduğunda yani toprak pH’sı yüksek iken demir bileşikleri
Fe2+ ve Fe3+ formlarına indirgenemez. Öte yandan
bikarbonat iyonları da demirin hareketliliğini azaltarak, alımını
azaltabilirler. Topraktaki kirecin çözünmesinde CO2’in önemli etkisi
vardır. Havasız koşullar da CO2 oluşumuna sebep olmakta ve bu durum
dolaylı olarak demir eksikliğiyle sonuçlanmaktadır. Sıkışık topraklar, uzun
süreli sulama, aşırı yağışlar, yüksek taban suyu da demir alımını engelleyen
unsurlardır. Toprakta fazla miktarda ağır metal olması da (örneğin mangan) demir
eksikliğine neden olmaktadır (Aydemir ve İnce, 1988).
Demirin bitkilerdeki fizyolojik
işlevi; bir çok enzim sisteminde prostetik gurup olarak görev yapan hem hemin
maddelerinde yapı elementi olmasıyla ilgilidir (Fırat, 1990).
Demir eksikliği : Demir
eksikliği belirtileri öncelikle genç yapraklarda başlar ve yaprak damarları
arsında sararma dikkat çeker. Görünümleri oldukça tipiktir. Kolayca tanınırlar.
En ince damarlar dahi yeşil kalarak bu damarlar arasındaki renk tamamıyla sarıya
döner. Şiddetli noksanlıkta damarlarda sararabilir. Bazen magnezyum noksanlığı
ile karışır. Aradaki fark Mg noksanlığında sararma yaşlı yapraklarda görülür.
Demirde ise genç ve tepe noktalardaki yapraklarda belirtilere
rastlanır.
Meyve ağaçlarında Fe
noksanlığının bazı dallarda görülüp, bazılarında görülmemesi sık görülür. Yaprak
analizleri demir noksanlığının tanınmasında yeterli değildir. Çünkü bazen
klorozlu yaprağın demir içeriği sağlam olandan daha yüksek bile çıkabilmektedir.
Bunun nedeni demirin bütün formlarının bitkiye yarayışlı olmamasından ileri
gelir.
Tanının en kolay yolu uygun demir çözeltisini yapraklara
püskürtmektir. Kloroz kaybolur veya hafiflerse Fe noksanlığı olduğu anlaşılır
(Aktaş ve Ateş, 1998).
Demir gübrelemesi : Demir noksanlığının giderilmesinde
yaprak gübrelemeleri etkili olmaktadır. İnorganik demir tuzları (örneğin demir
sülfat) % 0,05 ve % 1 arasındaki konsantrasyonlarda püskürtülmesi faydalı
olabilir. Dikkat edilecek husus tuz içerikli gübrelerin yapraklarda yanmalara
neden olabileceğidir. Yani uygulama zamanı ve konsantrasyon iyi
ayarlanmalıdır.
Piyasada EDDHA ve EDTA ile şelatlanmış demir şelatları
bulunmaktadır. Bunlar yapraktan ve topraktan başarı ile uygulanabilir. Toprağa
uygulandıklarında pH’ sı yüksek bir topraksa Fe-EDDHA daha iyi sonuç
vermektedir. Bazen her iki şelatla da şelatlanmış demirli gübreler olabilir.
Bunlar hem düşük, hem de yüksek pH’ da etkili olabilirler. Toprağa
uygulandıklarında meyve bahçelerinde ağaç büyüklüğüne göre ağaç başına 70-150 gr
yetebilmektedir. Bununla beraber şiddetli noksanlık durumunda bu oran 500 gr’ a
kadar çıkarılabilir. Bağlarda ise asma başına 10-50 gr yeterlidir.
Demir şelatlarının toprağa verilmesi yaprağa verilmelerinden daha
kesin sonuç verir. Ancak bu durumda kullanılacak miktar çok fazla olmaktadır ve
maliyeti artmaktadır. Bu yüzden yaprak uygulamaları ekonomik açıdan daha
uygundur. Ancak şiddetli noksanlık hallerinde toprak uygulamaları şarttır
(Aydemir, 1992, Aktaş ve Ateş, 1998, Peryea ve Willemsen, 2000).
5.8. Çinko
Yerkabuğunun ortalama çinko
oranı 80 ppm civarında iken, toprakların çinko içeriği 10-300 ppm arasında
değişmektedir. Toprakta çinko çözünürlüğü toprak pH’sı ile ters orantılıdır
(Aydemir ve İnce, 1988).
Bitkiler çinkoyu suda
çözünebilir formda ve aktif olarak alırlar. Çinko alımı ile bakır, demir, mangan
ve kalsiyum alımı arasında rekabet mevcuttur. Bitki bünyesinde çinko Zn
2+ iyonları şeklinde veya organik asitlere bağlı olarak xylem
dokularınca taşınır. Sınırlı da olsa yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınma
olmaktadır. Bitkilerde fosfor ile çinko arasında antagonistik bir etki vardır
(Aydemir, 1992).
Çinko bitki fizyolojisi
açısından son derece önemli bir elementtir. Bitkilerde, enzimleri yapı elementi
olarak ve aktive edilmesinde, protein sentezinde, karbonhidrat metabolizmasında
ve IAA sentezinde görevlidir (Fırat, 1990).
Çinko eksikliği : Meyve
ağaçlarının Zn içeriği 15-200 ppm arasında değişmektedir. Çinko eksikliği
çoğunlukla fosfor yönünden zengin, karbonhidrat içerikli nötr veya alkali
topraklarda meydana gelir. Zn eksikliği kültür bitkilerinde daha ziyade kökleri
etkiler ve yaşlı kök dokularının ölümüne sebep olur. Öte yandan çinko
noksanlığında yaprak damarları arasında kloroz meydana gelir. Yaprak damarları
yeşil kalırken, damarlar arası renk açık yeşil,sarı hatta beyaza döner.
Meyve ağaçlarının hepsinde çinko
noksanlığının tipik belirtisi, daralmış, küçülmüş yaprak ve rozet oluşumudur. Bu
oluşumun nedeni ise boğum araları uzunluklarının oldukça kısalmış olmasıdır.
Yaprak kenarları bazen dalgalı bir hal alır. Yaprak yüzeyinde damar kenarları
yeşil kalmak üzere damarlar arasında sarı mozaik şeklinde lekeler oluşur.
Noksanlık şiddetli değilse sadece yaprakları etkiler. Şiddetli noksanlı olursa
sürgün gelişimi de tamamen durur. Sürgünlerde meyve tomurcuğu sayısı azalır,
hatta tamamen yok olur. Sert çekirdekli meyvelerin meyve etlerinde kararmalar
görülür.
Bağlarda çinko noksanlığı yaygın
olarak ortaya çıkmaktadır. Erken ilkbaharda oluşan yapraklar küçük, dar ve dişli
olurlar. Damarlar arasında çok sayıda klorotik lekeler oluşurken damarların
etrafında 1-2 mm genişliğinde bir bölge yeşil rengini korur. Alt yapraklar yeşil
kalır ve hafif klorozlu olurlar. Belirtiler sürgün uçlarına doğru daha şiddetli
bir hal alır. Büyüme geriler, ana sürgünler çalımsı bir hal alır. Salkımlar
seyrek ve üzüm taneleri küçük olur (Aktaş ve Ateş, 1998).
Çinko Gübrelemesi :
Bitkilerin topraktan kaldırdıkları çinko miktarı genellikle 0,5 kg/ha/yıl’ dan
daha azdır. En çok kullanılan çinko gübresi çinko sülfattır. Topraktan ve uygun
konsantrasyonlarda yapraktan uygulanabilir. Yaprak analizleri sonucunda Zn
eksikliği bulunmuşsa 100 litre suya 0,5 kg çinko sülfat, 250 gr sönmüş kireç ve
200 gr üre ve yapıştırıcı karıştırılarak hazırlanan çözelti, meyve tutumundan
itibaren eksikliğin şiddeti de göz önüne alınarak 20’şer gün aralıklarda
yapraklara püskürtülerek verilebilir (Aydemir, 1992, Aktaş ve Ateş, 1998).
5.9. Mangan
Toprakların mangan içeriği
200-3000 ppm arasında değişmektedir. Toprak pH’sı ile mangan elverişliliği
arasında sıkı bir ilişki vardır. Yüksek pH’ lı topraklarda manganın
alınabilirliği düşüktür. Bu sebeple kireçli topraklarda Mn eksikliği sık görülür
(Aydemir ve İnce, 1988).
Mangan eksikliği : Mangan
noksanlığı belirtileri Mg noksanlığı belirtilerine benzer. Yapraklardaki
damarlar arasında sarama görülür. Ancak Mg noksanlığı önce yaşlı yapraklarda
olmasına karşılık Mn noksanlığı genç yapraklarda görülür. Mangan noksanlığında
yapraklar arası kloroza ilave olarak yapraklarda sarı noktalar halinde lekeler
oluşur.
Meyve ağaçlarında Mn eksikliği
belirtileri rahatlıkla demir noksanlığı ile karışabilir. Yaprak analizleri doğru
teşhis için önemli bir araçtır. 25-30 ppm’ den az Mn bulunursa mangan eksikliği
muhtemeldir. 20 ppm’ den az olursa mangan noksanlığı vardır. Şeftali, kayısı ve
erik diğer sert çekirdeklilere göre daha fazla mangana ihtiyaç
gösterirler.
Asmada yaprak yüzeyinde üniform
bir sararma olur. Yapraklar normalden küçük ve açık yeşil renklidirler. Zamanla
çok sayıda küçük nekrotik lekeler ortaya çıkar. Sonunda sarı bölgeler
kahverengine döner ve yaprak ölür (Aktaş ve Ateş, 1998).
Mangan gübrelemesi :
Mangan noksanlığı daha çok kireçli yüksek pH’ ya sahip topraklarda yetiştirilen
bitkilerde görülür. Böyle topraklara mangan sülfat gibi tuzlar vermek genellikle
faydasızdır. Çünkü verilen mangan kısa sürede yükseltgenerek alınamaz hale
gelir. Böyle topraklara mangan verilecekse serpme yerine banda toplu olarak
verilmelidir (Aydemir, 1992).
Manganlı gübrelerin yaprağa
uygulanmaları da mümkündür. Bu amaçla kullanılmak üzere çeşitli Mn-şelatlar
üretilmektedir. % 1’ lik MnSO4 çözeltisi veya dekara 10-50 gr Mn
hesabıyla şelatlı gübreler yapraklardan uygulanabilir. Manganın bitkilerde
hareket kabiliyeti iyi olmadığından uygulama 2-3 kez tekrarlanmalıdır. Toprağa
verilecekse dekara 3 kg Mn hesabıyla mangan sülfat verilebilir (Aktaş ve Ateş,
1998).
5.10. Bakır
Yerkabuğunun Cu kapsamı 55 ppm
dolayındadır. Bakır toprakta genellikle iki değerlikli bakır iyonu şeklinde
bulunur ve elverişliliği organik maddelerle kompleks oluşturmasına
bağlıdır.
Bakır bitkilerce çok küçük
miktarlarda alınır. Bitkiler bakırı Cu 2+ iyonu veya bakır kleyti şeklinde
alırlar. Öte yandan bakır ile demir, mangan, çinko ve nikel gibi ağır metaller
arasında rekabet söz konusudur. Bitkilerde taşınması % 99 oranında xylem
özsuyunda olmakta ve floemde taşınma gerçekleşmemektedir. Bu taşınma
transprasyon akımına bağlıdır. Bakır az da olsa yaşlı yapraklardan genç
yapraklara taşınabilir (Aydemir ve İnce, 1988).
Bakır bitki fizyolojisi
açısından çok önemli bir elementtir.. Vitamin, karbonhidrat ve protein sentezi
ile fotosentez ve solunum gibi çok sayıda komplike olayda görev alır (Fırat,
1990).
Bakır eksikliği : Bitkilerin bakır kapasitesi vegetatif
organlarda 4-20 ppm civarındadır. Eksiklik sınırı 4 ppm olarak kabul
edilmektedir. Bakırın yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınma kabiliyeti iyi
olmadığından eksiklik belirtileri öncelikle genç yapraklarda görülmektedir.
Grimsi yeşil renk, hatta beyazlaşma gibi renk değişimleri ve solma görülür.
Gelişme zayıflar. Meyve ağaçlarında dalların uç kısımlarında kurumalar olur.
Bazı hallerde uç kurumalarının görülmesinden önce normalden büyük yapraklar
oluşur (Aktaş ve Ateş, 1998).
Bakır fazlalığı : Bakır içerikli fungusitlerin meyve
bahçelerinde ve bağlarda çokça uygulanması bakır toksitesi meydana
getirebilmektedir. Bakır tositesinde de noksanlıkta olduğu gibi bitki gelişmesi
geriler ve yapraklarda yanmalar görülür (Aktaş ve Ateş, 1998).
Bakır gübrelemesi : Pratikte meyve ağaçlarında bakır
gübrelemesi yapılmaz. Çünkü fungusit olarak bakır sülfat çokça kullanıldığından
meyve bahçelerinde genellikle yeterli miktarda bakır bulunur (Aydemir, 1992).
5.11. Bor
Bor toprakta borik asit ya da
borat anyonu şeklinde bulunur. Bitkilerce bor iyonize olmamış borik asit
formunda alınmaktadır. Bitkide hareketi oldukça sınırlıdır ve bitkilerde xylem
dokusunda transprasyon etkisi ile taşınır (Aydemir ve İnce, 1988).
Bor eksikliği : Normal
olarak bitkiler 25-100 ppm arasında bor içerirler. 20 ppm bitkilerde borun
eksiklik sınırı olarak kabul edilmektedir. Bitkilerde bir çok hastalığın bor
noksanlığından meydana geldiği bilinmektedir. Örneğin elmalarda mantarlaşmış
çekirdek evi hastalığı bunlardan biridir.
Armut ve elmalarda bor
noksanlığında çiçekler soğuktan zarar görmüş gibi aniden solar ve siyah bir renk
alır. Bu halleri ile dökülmeyip bir süre dalda kalırlar. Don zararı aynı
görüntüyü oluşturmakla beraber dondan etkilenmiş çiçekler hemen dökülürler.
Şiddetli noksanlıkta yaprak çıkışı gecikir, vegetatif büyüme noktaları ölür.
Sürgünler kısa, yapraklar küçük ve bozuk şekilli olurlar. Ancak yapraklarda
kloroz görülmez. Elma ve armut meyvelerinde büyük şekil bozuklukları ve içte ve
dışta mantarlaşmalar görülür. Meyveler normalden küçüktür ve bazen çatlamalar
olur. Bor noksanlığından ileri gelen dış mantarlaşmalar Ca eksikliğinden meydana
gelen acı benek ile karıştırılmamalıdır. Acı benek ya dalda meyvenin
olgunlaşmasına yakın, ya da daha çok hasat sonrasında depolama sırasında
görülür.
Şeftali ve kayısı meyvelerinde
kahverengi lekeler ve veya mantarımsı doku oluşur. Bazı durumlarda meyvelerde
çatlama ve büzülme görülür. Olgunlaşma gayrı muntazam olur.
Asmalarda genç yapraklarda
damarlar arasında sarı lekeler şeklinde kloroz oluşur. Kloroz yaprak
kenarlarından başlayıp, ortaya doğru yayılır. Kloroz çoğu kez şekil bozukluğu
ile birliktedir. Sonraları yaprak kenarları kahverengiye döner ve kurur. Yaprak
sapları kısa ve kalın olur. Vegetatif gelişme noktaları kalınlaşır ve ölür. Buna
bağlı olarak yan sürgün sayısı artar. Ancak bu sürgünler de arızalı olur. Meyve
az olur. Salkımlarda üzüm tanelerinin çoğunluğu buruşuk ve çekirdeksizdir.
Sadece aralarında birkaç tane normal üzüm bulunur (Aktaş ve Ateş,
1998).
Bor fazlalığı : Borun
eksikliği gibi fazlalığı da sakıncalıdır. Toprakta 5 ppm’ den fazla bor olması
bor fazlalığına işaret eder. Bu sebeple bor gübrelemesi yapılırken dikkat
edilmelidir. Bor toksitesinde yaprak uçları sararır ve nekrozlar oluşur.
Belirtiler daha sonra yaprak kenarlarına ve orta damara yayılır. Yapraklar yanık
bir görüntü alırlar ve erken dökülürler. Belirtiler yaşlı yapraklarda görülür
(Aktaş ve Ateş, 1998).
6.
Fertigation
Son yıllarda sulama yöntemlerinde uygulanan
yeni teknolojiler gübrelerin uygulanmasında da bazı kolaylık ve yenilikleri
beraberinde getirmiştir. Örneğin damla sulama sistemi modern meyve bahçelerinin
vazgeçilmez ekipmanı haline gelmiştir. Bu durum gübre uygulamalarının da sulama
suyu ile verilmesini sağlamıştır. Fertigation olarak bilinen bu yöntemde suda
çözünebilir formdaki gübreler sulama sistemine aplike edilen bir gübre tankı
vasıtası ile meyve bahçelerine verilmektedir (Tozlu ve Kersling, 2001). Piyasada
çeşitli ticari isimlerle farklı besin elementi içerikli çok sayıda sıvı veya
suda eriyebilir gübre vardır. Bunlardan bazıları ve besin elementi içerikleri
Tablo 11’da verilmiştir. Ayrıca bazı suda eriyebilir gübrelerin çözünürlük
durumları, pH’ları ve diğer bazı özellikleri Tablo 12 de verilmiştir.
Tablo 11. Bazı suda eriyebilir gübre
kombinasyonları ve besin elementi içerikleri (Kacar, 1982)
6.1. Uygulama
Yöntemleri
Fertigation yönteminde verilecek su miktarı, uygulama süresi,
gübre oranı, uygulamanın başlama ve bitiş saatleri kontrol edilebilmektedir.
Ayrıca fertigation yöntemi ile gübre uygulanması bitki besin elementlerinin
etkinliğini de artırmaktadır. Öte yandan iş gücü ve gübre ekonomisi
sağlamaktadır. Fertigation uygulama yöntemleri şöyle sıralanabilir;
Sürekli uygulama :
Sisteme sulamanın başlangıcından bitimine kadar belli bir konsantrasyonda gübre
uygulanır. Yani gübre tankına konulan gübre sulamanın başlaması ile beraber
sisteme dahil edilir ve sulama süresince bu durum devam eder. Böylece sulama
miktarı ne olursa olsum belirli miktardaki gübre sisteme verilmiş
olur.
Tablo 12. Suda çözünebilen bazı gübrelerin
çözünürlük durumları, pHsı ve diğer bazı özellikleri (Creington ve Rolfe,
1997).
Üç aşamalı uygulama : Sulama gübre olmadan başlar ve toprak
ıslanana kadar sisteme sadece su verilir. Toprak ıslandıktan sonra gübreleme
uygulaması başlar. Bu gübre tankını kontrol eden vananı açılıp kapatılması ile
sağlanır. Sisteme gübre verilmesi sulama bitmeden durdurulur. Sulama sitemi
içimdeki gübre kalıntıları basınçlı temiz su ile iyice temizlenene kadar
gübresiz sulamaya devam edilir. Bu yöntemde de sulama suyu miktarı ne olursa
olsun sisteme sabit miktarda gübre verilmektedir.
Orantılı Uygulama : Bu yöntemde sisteme verilecek gübre
oranı suyun akış oranı ile orantılıdır. Örneğin 1 litre gübre solüsyonu 1000
litre sulama suyu gibi. Bu yöntemde gübre tankına koyulacak gübre miktarının
önemi yoktur. Çünkü sisteme verilecek gübre suyun akış hızına bağlı olarak gübre
tankında vakumla çekilir. Bu yöntemde çok miktarda besin elementi vermek için
uzun süre sulama yapmak gerekir.
Miktarı belli uygulama : Bu yöntem
daha ziyade deneme amaçlı ve farklı parsellere farklı miktarlarda gübre
uygulamak amacıyla uygulanır. Gübre konsantrasyonu belli sulama suyundan değişik
yerlere değişik miktarlarda sulama suyu verilir. Mesela A parseline % 2 gübre
solüsyonu içeren sulama suyundan 20 litre, B parseline yine % 2 gübre solüsyonu
içeren sulama suyundan 40 litre gibi (Creington ve Rolfe, 1997).
6.2. Kullanılacak Gübre
Miktarı
Fertigation yönteminde
kullanılacak gübre miktarı klasik yöntemlerden daha azdır. Öte yandan
fertigation yöntemi ile gübrelenmiş bahçelerde klasik yönteme göre daha fazla
verim alınmaktadır. Örneğin elma üzerine yapılan bir çalışmada klasik gübreleme
yöntemi ile gübrelenen parsellerde toplam ağaç başına 79 kg elma alınırken
fertigation ile gübrelenmiş parsellerde toplam ağaç başına 93 kg elma
alınmıştır.
Fertigation sisteminde dekara
250 ağaç dikilen ve 5-6 ton/da verim alınan bir elma bahçesine 8-10 kg/da azot,
2-3 kg/da fosfor ve 14-16 kg/da potasyum verilmesi yeterlidir (Peterson ve
Stevens, 1994).
6.3. Kullanılacak Asit ve Klor
Miktarı
Damla sulama sistemi ile gübre
verilmesi sırasında gerek suların iyi filtre edilmemesinden gerekse gübreler ve
diğer bazı çözünmüş haldeki maddelerden dolayı sistemde tıkanmalar olabilir.
Bunu önlemek için sisteme asit ilavesi gereklidir. Tıkanmayı önlemenin 2 yolu
vardır.
1.
Suyum pH’sını sürekli (her
sulamada) 6,5-7,0 civarında tutarak tortu oluşumunu önlemek
2.
Belli aralıklarla suyun pH’sını
4,5-5 sevisine indirerek oluşan kalıntıları yok etmek.
Bu amaçla en fazla Fosforik asit
kullanılmaktadır. Her ne kadar Nitrik asit, Sülfürik asit, Hidroklorik asit
gibi asitlerde kullanılabilirse de fosforik asit kullanımında hem tıkanıklıklar
önlenmekte hem de bitkilerin fosfor ihtiyacı karşılanmakta olduğundan
diğerlerine göre daha kullanışlıdır.
Verilecek asit miktarı
hesaplanırken önce suyun pH’sı belirlenir ve titrasyon testi ile 100 ml suyu
istenilen pH’ya getirmek için gerekli asit miktarı bulunur. Daha sonra sistem
debisi de dikkate alınarak verilecek asit miktarı hesaplanır.
Öte yandan sistemde bakteri
yoğunluğunu azaltmak ve bazı canlıların oluşumunu önlemek için zaman zaman klor
ilavesi gereklidir. Bu amaçla çamaşır suyu kullanılabilir. Verilecek klor
miktarı belirlenirken sistemin başında 6 ppm ve en sonunda ise en az 2 ppm klor
olması istenir. Ölçüm için pratik klor ölçüm cihazları bulunmaktadır (Tozlu ve
Kersting, 2001).
2. Sulama Ve Su Döngüsü
Su yeryüzünde hayatın kaynağıdır. Bütün canlılar hayatlarını
devam ettirebilmeleri için mutlak suya muhtaçtırlar. Bitkilerde türe bağlı
olarak % 90 – 95 varan oranlarda sudan müteşekkildirler. Toprakta mevcut bulunan
besin elementlerinin doğal döngüsünü tamamlayabilmeleri tamamen su döngüsüne
bağlıdır. Su döngüsü yağış ve sulama suları ile toprağa verilen suyun
evaporasyon ve transprasyonla tekrar havaya iletilmesi olayıdır. Bitkiler
transprasyonla önemli miktarda suyu topraktan alıp su buharı şeklinde havaya
verirler. Bu olay esnasında bir çok besin elementi de suda çözünmüş olarak bitki
bünyesine girer ve buradaki iletim demetleri aracılığı ile taşınırlar. Su
döngüsü Şekil 1’de verilmiştir ( Parsons ve ark. 2000 )
Şekil 1. Su döngüsü.
Bitkiler için faydalı su tarla kapasitesi ile 1/3 atm. Daimi
solma yüzdesi (15 atm) arasında toprakta tutulan sudur. Sulama yapılırken solma
noktası beklenmemeli ve verilen suyun tarla kapasitesini aşması engellenmelidir.
Faydalılık açısından toprak suyu Şekil 2’ de verilmiştir.
10000 atm 31 atm 15
atm 1/3 atm 0 atm
|
Ya r a y ı ş
|
s ı z s u
|
Yarayışlı su
|
Fazla su
|
Higroskopik su
Kapillar su Sızan su
Şekil 2. Faydalılık açısından toprak suyu (Ergene, 1987).
2. Toprak Nemini Belirleme Yöntemleri
Toprak nemi normalde laboratuar analizleri ile (yaş tartım-kuru
tartım) bulunur. Ancak bu pratikte kullanılabilecek bir yöntem değildir.
Pratikte çoğunlukla tansiyometreler kullanılarak toprakta tutulan nem düzeyi
belirlenmeye çalışılır. Tansiyometreler belirlemek istediğimiz toprak nem
düzeyine göre farklı boylarda olabilir. (30, 60, 90, 120 gibi). Bahçelerde
tercihen iki farklı derinlikte tansiyometre kullanılmalıdır. Böylece hem üst
toprak hem de alt toprağın nemi kontrol edilmiş olur. (Şekil 3)
Şekil 3. İki farklı derinlikte tansiyometre kullanılarak toprak nem kontrolü
(Alam ve Rogers, 1997)
Tansiyometre okumaları şu şekilde yapılır. Şekil 4’de görüldüğü
gibi tansiyometrelerin 0 ile 80 arasında bölümlenmiş bir göstergeleri mevcuttur.
Eğer;
İbre 0 da ise, toprak su ile doygundur.
5 – 10 arasında ise fazla su vardır.
10 – 20 arasında ise toprak tarla kapasitesindedir.
20 – 30 arası kumlu topraklar için sulama bölgesi
30 – 50 arası siltli topraklar için sulama
bölgesi
50 – 60 arası killi topraklar için sulama bölgesi
demektir.
60 – 80 arasında killi topraklarda hala alınabilir su
mevcuttur.
80 den sonrası artık tansiyometre okuma sınırı
dışındadır.
Özetle eğer tansiyometre değeri 20 – 60 arasında ise sulama
gereklidir.
Şekil 4. Tansiyometre okuması (Alam ve Rogers, 1997).
3. Gözlemle Toprak Nem Düzeyini Tayin Etme
Laboratuar ve tansiyometrenin olmadığı durumlarda toprak nemi
yaklaşık olarak gözlemle de tayin edilebilir. Bunun için aşağıdaki Tablo 1’de
verilen kriterler dikkate alınır.
Tablo 1. Gözlemle toprak nem tayininde dikkate alınacak kriterler (Parsons ve
ark, 2000).
|
Toprak Nem
Düzeyi
|
Kaba toprak
( Kum )
|
Hafif tekstürlü
(Kumlu – kumlu tınlı)
|
Orta tekstürlü
( Tınlı – siltli tınlı )
|
Ağır toprak
( killi – tınlı killi )
|
|
Elverişli toprak nemi yoktur. Bitkiler bu düzeyde kururlar. Sulama
gerektirir. ( 1. düzey ) ( solma yüzeyi
|
Kuru gevşek tek haneli parmakların arasından akar. Parmaklarda leke
bırakmaz.
|
Kuru gevşek, kesekler sıkıştırıldığında kolay dağılır. Parmakların arasından
akar. Parmaklara yapışmaz ve leke yapmaz.
|
Gevrek, kuru, toz halinde ve şeklini güçlükle muhafaza eder. Kesekler
kolaylıkla kırılır. El ile ezildiğinde parmaklarda hafif bir leke bırakabilir.
|
Sert, katı, pişmiş gibi, genellikle çatlaklar oluşmuştur. Çubuk yapılıp
parmaklarla sıkıştırıldığında kopar. Elde ve parmaklarda leke bırakabilir.
|
|
Nem mevcut ama seviyesi çok düşüktür. Sulama gereklidir. ( 2. düzey ) ( tarla
kapasitesinin % 25 i )
|
Kuru görünümlüdür elle sıkıştırıldığında şeklini koruyamaz.
|
Kuru görünümlüdür elle sıkıştırıldığında şekil alabilir ama nadiren bir arada
kalabilir.
|
Basınçla zayıf top halini alabilir ancak hala gevrektir. Bilinen nemli toprak
renginden daha açık renklidir.
|
Esnektir. Top halini alabilir. Çubuk yapıldığında genellikle kırılır ve
gevrektir. Ellerde hafif leke ve iz bırakır.
|
|
Elverişli nem düzeyi yüksektir. Sulama gerekmez. ( 3. düzey ) ( tarla
kapasitesinin % 50–75 i )
|
Renk koyudur ve nem belirgindir. Toprak top yapıldığında veya
sıkıştırıldığında bir birine çok gevşek olarak yapışır.
|
Renk koyudur ve nem belirgindir. Toprak basınç altında top yapılabilir
formdadır. Parmaklarda hafif leke bırakır. Fakat çubuk yapılamaz.
|
Renk koyudur. Nem belirgindir. Elle sıkıştırılarak top yapılabilir. Kesekler
yumuşak ve dağılmıştır. Parmaklarda leke bırakır. Parmalarla sıkıştırılıp
sürüldüğün da kaygandır.
|
Renk koyu ve nem belirgindir. Çok güzel top formu alabilir. Kolayca çubuk
formu verilebilir. Elle sürüldüğünde kaygandır.
|
|
Sulamadan hemen sonraki toprak nem düzeyi ( 4. düzey ) ( tarla kapasitesi )
|
Nem elle dokunulabilir ve gözle görülür durumdadır. Renk koyudur. Zayıf top
yapılabilir. Toprak hatlarında nem belirgindir ve elde leke bırakır.
|
Nem çok belirgin durumdadır. Renk koyudur. Top yapılabilir formdadır. Çubuk
şekli verilemez fakat yapışma görülür. Toprak hatlarında nem belirgindir.
|
Nem çok belirgindir. Renk koyudur. Elle oğuşturulduğunda pürüzsüz bir
kayganlık oluşturur. Top veya çubuk yapılabilir. Yapışkandır. Leke bırakır.
Toprak hatlarında nem belirgindir.
|
Renk koyudur. Nem oldukça belirgindir. Elle dokunulduğunda çok yapışkandır
kolayca çubuk yapılır. Yapışkandır ve elde leke bırakır. Çok iyi top yapılır ve
toprak hatlarında nem belirgindir.
|
3.1. Elle Tekstür Tayini
Toprak tekstürünün tayini laboratuar şartlarında yapılır
ancak arazi şartlarında her zaman bu mümkün olmaz. Bu durumda el ile de yaklaşık
tekstür hakkında fikir edinilebilir. Bu amaçla bir miktar toprak orta derecede
nem düzeyine getirilip, daha sonra baş ve işaret parmakları arasında ovulur. Bu
ovma sırasında kum zımpara etkisi yapar. Şekillenmez ve eli kirletmez. Silt elde
kadife hissi verir az şekillenir ve kil ise sabun hissi verir, yapışır ve
şekillenir. Tamamen uygulamayı yapan kişinin tecrübesine bağlı olarak eldeki
toprağın yaklaşık olarak kumlu mu, tınlı mı yoksa killi mi olduğu
kestirilebilir. (Schachtschabel, 1999).
4. Su Kalitesi
Tarımsal üretim yapılırken toprak özelliklerinin
yanında sulama suyunun özellikleri de dikkate alınmalıdır. Her su, sulama suyu
olarak kullanılamaz. Sulama amaçlı kullanılacak sularda temel olarak tuzluluk,
sodyum içeriği, bor ve bikarbonat iyonlarının düzeyi göz önünde tutulmalıdır.
4.1. Tuzluluk
Sulama suları tuzluluk açısından 4 gruba ayrılırlar. Bunlar;
( C1 ) - 2.5 mmhos/cm’ den az : Tuzluluk çok az
( C2 ) - 2.5 – 7.5 mmhos/cm : Tuza dayanıklı
bitkiler yetiştirilebilir.
( C3 ) - 7.5 – 22.5 mmhos/cm : Çok tuzlu, iyi drene
olan düşük tuzlu
topraklarda tuza dayanımlı bitkiler için
kullanılabilir.
( C4 ) - 22.5 - mmhos/cm’ den çok : Çok az. Bu tür sular
sulama amaçlı
kullanılamazlar (Parsons ve ark 2000).
Meyve ağaçlarının tuza dayanımları genellikle
azdır. Bazı meyve türlerinin tuza dayanımları Tablo 2 de verilmiştir. Buna göre
meyveler tuza hassas bitkiler sınıfına girmekte ve üzüm ve üzümsü meyvelerin
diğer meyvelere göre tuza daha dayanıklı oldukları görülmektedir (Ayers ve
Westcot 1976).
4.2. Sodyum Absorbsiyon Oranı ( SAR )
Sodyum absorbsiyon oranı açısından sulama oranı 4 grubta
incelenebilir.
( S1 ) 0 – 10 arasında ise : Düşük
( S2 ) 10 – 18 arasında ise : Orta
( S3 ) 18 – 26 arasında ise :Yüksek
( S4 ) 26’ dan yüksek ise : Çok yüksek olarak değerlendirilir.
Şekil 5’de Sodyum değeri ve tuzluluk birlikte değerlendirilerek
kullanılabilecek sulama suyu aralıkları görülmektedir.
Tablo 2. Bazı meyve türlerinin tuza dayanımları.
|
Meyve Türü
|
Ürün azalışı
|
|
0
|
10
|
25
|
50
|
|
mmhos/cm
|
|
Üzüm
|
1.5
|
2.5
|
4.1
|
6.7
|
|
Üzümsü Mey.
|
1.8
|
2.4
|
3.4
|
4.9
|
|
Portakal
|
1.7
|
2.3
|
3.2
|
4.8
|
|
Limon – Elma
|
1.7
|
2.3
|
3.3
|
4.8
|
|
Armut – Ceviz
|
1.7
|
2.3
|
3.3
|
4.8
|
|
Erik
|
1.5
|
2.1
|
2.9
|
4.3
|
|
Şeftali
|
1.7
|
2.2
|
2.9
|
4.1
|
|
Badem
|
1.5
|
2.0
|
2.8
|
4.1
|
|
Kayısı
|
1.6
|
2.0
|
2.6
|
3.7
|
Kaynak: Ayers ve Westcot, 1976
Şekil 5. Sulama suyunun sınıflandırılması (Anonim, 1976).
Buna göre, sulama amaçlı kullanılan sular C1 S1 ve C1 S2 ve C2 S1
sınıflarındaki sulardır. C1 S3 ve C1 S4 hatta C2 S2 ve C2 S3 ve C2 S4
sınıflarındaki sularda belli oranlarda jips (alçı taşı ) kullanılarak dayanıklı
bitkilerin yetiştirilmesinde kullanılabilir.
4.3. Bor Düzeyi
Bitkiler genellikle bor toksititesine çok hassastırlar. Toprak
veya sudaki küçük bor değişimleri toksititeye neden olabilir. Sulama suyundaki
bor düzeyi Tablo 3’de verilen zarar eşiği düzeyini geçmemelidir.
Tablo 3. Bitkilerin bordan zarar görme sınırları
|
Meyve Türü
|
Zarar Eşiği gram / m3
|
|
Limon
|
< 0.5
|
|
Kayısı
|
0.5 – 0.75
|
|
Şeftali
|
0.5 – 0.75
|
|
Kiraz
|
0.5 – 0.75
|
|
Erik
|
0.5 – 0.75
|
|
Üzüm
|
0.5 – 0.75
|
|
Ceviz
|
0.5 – 0.75
|
|
Elma
|
0.5 – 0.75
|
Görüldüğü meyveler bora karşı oldukça hassastırlar. M3 te
0.5gr.’ı geçen bor düzeyleri meyveler için genellikle toksiktir denebilir.
(Maas,1990).
4.4. Bikarbonat İyonlarının Düzeyi
Sulama sularında özellikle Rezüdiyel Sodyum Karbonat iyonu düzeyi
çok önemlidir. Sodyum Karbonat (Na2CO3 ) düzeyi;
1.25 meq/l’ den az ise : Sulamada güvenle kullanılabilir.
1.25 – 2.5 meg/l arasında ise : Sınırlı miktarda bitkiler için
kullanılabilir.
2.5 meq/l’den fazla ise : Kesinlikle sulama suyu olarak
kullanılamaz.
(Anonim, 1976).
5. Toprak Nemini Muhafaza Etme Yöntemleri
Yağışlar ve sulama suları ile verilen suyun büyük bir kısmı yüzey
buharlaşması ile (evaporasyon) atmosfere gitmektedir. Bu yüzey buharlaşmasının
azaltılması bitkiler için elverişli suyun daha uzun süre toprakta tutulması
anlamına gelir ve su tasarrufu sağlar. Bu amaçla değişik yöntemler kullanılmakla
birlikte en pratik olanları malçlama ve kapilleritenin kırılmasıdır.
1. Kapilleritenin Kırılması
Toprak içinde suyun derinlere doğru sızmasını sağlayan ve
derinlerdeki suyun da yüzeye doğru hareketini sağlayan kapiller borucuklar
mevcuttur. İşlenmemiş topraklarda bu borucuklar daha stabildirler ve böyle
topraklarda derinden yüzeye doğru su hareketi daha hızlıdır. Meyve bahçelerinde
eğer su sıkıntısı varsa oldukça yüzeysel bir toprak işleme bu kapilleriteyi
kıracağından toprak neminin daha geç uzaklaşmasını sağlar (Parsons ve ark,
2000).
2. Malçlama
Özellikle sık dikim meyve bahçelerinde toprak işleme önerilen bir
uygulama olmadığından nem muhafazası amacıyla kullanımı pratik değildir. Böyle
bahçelerde kuru sap, saman, yem artıklarından ağaç taç izdüşümüne serilmesi ile
hem buharlaşma azaltılmakta hem de yabancı ot kontrolü sağlanmaktadır (Parsons
ve ark, 2000). .
6. Sulama Yöntemleri
6.1. Yüzey Sulama Yöntemleri
a. Adi salma yöntemi :
Bu yöntemde su tarla hendeklerinden saptırılarak toprak yüzeyini devamlı bir
tabaka halinde kaplayacak şekilde tarla yüzeyinde rasgele yayılmaya bırakılır.
İşçilik masraflarının ve sulama kültürünün az olduğu yerlerde geniş oranda
kullanılır.
b. Tarla laterallerinden salma usulü sulama : Adi salma
yönteminin bir değişik şekli olup, sulama suyu tarla laterallerinden taşırma
suretiyle tarlaya verilir.
Adi tava usulü sulama : Bu yöntemle sulama etrafı
seddelerle çevrili düz parsellere büyük akış debilerinin verilmesi ile yapılır.
Özellikle düz ve düze yakın arazilerin sulanmasında uygundur.
c. Uzun tava yöntemi : Bu yöntemin esası, tarlanın azami
meyil istikametinde uzun şeritlere ayrılması ve bunların aralarının seddelerle
bölünmesidir. Şeritlerin üst başından sevk edilen su ince bir tabaka halinde ve
seddelerle kontrol edilerek aşağı doğru akar (Kanber, 1999).
6.2. Yağmurlama Sulama Yöntemi
Yağmurlama sulama yönteminde su doğal yağışa benzer biçimde
toprak yüzeyine serpilmek suretiyle uygulanır. Bu yöntemde su kapalı borularla
mekanik püskürtücülere kadar taşınır ve püskürtücülerden suyun toprağa
yağdırılması küçük orifis ve memelerle basınç altında yapılır. Sistemin
çalışması için gerekli basınç genellikle pompalarla sağlanır. Bunun yanında su
kaynağının sulama alanından yeterince yüksek olması da gerekli basıncı
sağlayabilir. Yağmurlama sisteminin verimli çalışabilmesi için en az 2.5 atm.
Basınç gereklidir (Kanber, 1999).
6.3. Toprak Altı Sulama Yönemi
Toprak altı sulama sun’i yolla toprak altına su ilavesiyle taban
suyu seviyesinin düzenleme faaliyeti olarak tanımlanabilir. Bu yöntemde su
seviyesi kök bölgesinde su ve hava miktarının en iyi şekilde kombine edilmesini
sağlayacak yükseklikte muhafaza edilmelidir.
6.4. Mini-spring Yöntemi
Yağmurlama sulama ile damla sulama arasında bir yöntem olup, ince
borularla tarlaya dağıtılan su küçük yağmurlama başlıkları ile araziye
dağıtılır. Sabit bir sistem değildir gerektiğinde toplanabilir. Damla sulama
için kurulan sistem küçük değişikliklerle minispring sistemine dönüştürülebilir.
Meyve bahçelerinde başarı ile kullanılabilmekle beraber MM106 anacı gibi kök
boğazı çürüklüğüne hassas anaçlarda kullanılması tavsiye edilmez. Damla sulama
sistemine göre daha fazla yüzey ıslanmasına neden olur ve daha fazla su
kullanılır.
6.5. Damla Sulama Yöntemi
Damla sulama intensif sulu tarımda kullanılmak üzere
geliştirilmiş olan bir yöntemdir. Damla sulaması toprak yüzeyine veya yüzeyin
hemen altına yerleştirilen küçük çaplı orifis yardımıyla arıtılmış suyu toprak
yüzeyine veya içerisine veren bir sistemdir. Bu sistem suyun belirlenmiş bir
desene alçak basınç altında verilmesine imkan sağlar. Bu sistemin çalıştırılması
için gerekli olan basınç yağmurlama sistemindekinden daha azdır. Bu sistemde su
yaygın boru ağı aracılığı ile her bitkiye kadar götürülür. Öte yandan bitkilere
verilecek gübreler de sulama suyu ile birlikte verilebilir (fertigation).
Kısacası sistemin esası bitkinin ihtiyaç duyduğu su ve besin maddesi miktarını
optimum seviyede tutmaktır.
Özellikle sık dikim meyve bahçeleri için en uygun sulama sistemi
damla sulama kısmen de mini-spring sulama sistemidir. Salma sulamada arazi
yüzeyinde göllenmeler oluşmakta ve özellikle MM 106 gibi kök boğazı çürüklüğüne
hassas anaçlarda kurumalar görülebilmektedir. Öte yandan işgücünden tasarruf
edilmesi, sulama ve gübreleme etkinliğinin artırılması, sulama suyundan tasarruf
edilmesi gibi üstünlükleri nedeniyle damla sulama sistemi tercih edilmelidir
(Kanber, 1999).
6.6. Damalama Sulama Yönteminin Avantajları
1- Kullanılabilir toprak suyunun yararlılığı artar.
2- Bitkiler daha iyi gelişir ve verimleri artar.
3- Bitkilerin tuzdan zarar görmeleri azalır.
4- Gübre ve diğer kimyasalların verilmesi kolaylaşır ve etkinlikleri
artar.
5- Yabancı ot gelişimi azalır.
6- İşgücü gereksinimi azalır.
7- Enerji ihtiyacı azalır.
8- Kültürel işlemler daha kolay yapılır.
6.7. Damalama Sulama Yönteminin Dezavantajları
1- Damlatıcıların tıkanma riski ; (asit kullanılarak ve iyi bir
filtrasyonla önlenebilir )
2- Kemirici ve diğer hayvan zararı ( gerekli mücadele yapılmalıdır )
3- Tuz içeriği yüksek sulama suyu kullanılıyorsa veya toprak tuz içeriği
fazlaysa bitki yakınlarında tuz birikmesi görülebilir.
4- Toprak suyu dağılım ve kök gelişiminin sınırlanması ( damlatıcıların
bitkiye uygun uzaklıklara konulması ile bu risk azaltılır )
5- Ekonomik ve teknik sınırlılıklar. Damlama sulama sistemlerinin ilk
tesis maliyeti yüksek olmakla birlikte farklı türlerde % 50’ ye varan verim
artışı sağlanması ile yatırımın geri dönüşümü oldukça hızlı olmaktadır (Kanber,
1999).
6.8. Damla Sulama Sisteminin Temel Üniteleri
Damla sulama sistemi aşağıdaki kısımlardan oluşur;
1. Su kaynağı
2. Basınç kaynağı
3. Filtrasyon ünitesi
4. Gübre enjeksiyon ünitesi
5. Suyun nakli için ana ve damlatma boruları ile diğer yardımcı
aparatlar
6.9. Damla Sulama Sistemlerinin Planlanması
6.9.1. Damla Sulama Sisteminin Planlanmasında Göz Önünde Bulundurulacak
Hususlar;
Damla sulama sistemi planlanmadan önce bazı bitki, toprak, su ve
iklim ile ilgili birtakım faktörler bilinmeli ve ona göre planlama yapılmalıdır.
Bu faktörleri kısaca özetlersek;
1. Bitki Faktörleri
a. Bitki yetişme özellikleri ve münavebe durumu.
Yetiştiricilik esnasında bitkilerin kendilerine has istekleri olabilir. Sulama
sistemleri bu istekler göz önünde bulundurularak planlanmalıdır. Meyve
ağaçlarında özellikle dikim aralık ve mesafesinin bilinmesi şarttır. Münavebe
ise daha çok tek yıllık bitkilerde kullanılmaktadır.
b. Su ihtiyacı. Seçilecek sulama sistemi yetiştirilecek
bitkinin su ihtiyacı dikkate alınarak belirlenmelidir.
c. Bitki yüksekliği. Bitki yüksekliği ile kök sistemi
arasında doğrusal bir ilişki vardır. Sulama sistemleri planlanırken bu özellik
dikkate alınmalıdır.
d. Kültürel uygulamalar. Seçilen sulama sistemi bitki
için gerekli olan kültürel uygulamalara engel olmamalı ve bu uygulamaları
kolaylaştıracak şekilde planlanmalıdır.
e. Yetiştirilecek bitkinin hastalık ve zararlıları ve
bunların kontrolü. Sulama sistemi planlanmadan önce yetiştirilecek bitkinin
hastalık ve zararlıları bilinmeli ve bunların mücadelesini zorlaştırmayacak
şekilde sulama sistemi planlanmalıdır.
f. Bitkinin spreye tepkisi. Eğer yetiştirilecek bitki
spreyden olumsuz etkileniyorsa ona göre sulama sistemi planlanmalıdır.
g. Tosite sınırları. Yetiştirilecek bitkinin toksik
elementlere tolerans sınırları bilinmeli ve eğer kullanılan su veya toprakta
bazı elementler toksik düzeyde ise sulama sistemlerine bunu ortadan
kaldırabilecek sistemler ilave edilmelidir.
h. İzin verilen su açığı. Yetiştirilen bitki topraktaki
nem düzeyi tarla kapasitesinin % kaçı olunca sulama yapılmalıdır. Bunun
bilinmesi sulama aralığının tespiti açısından çok önemlidir.
ı. Soğuktan ve diğer iklim faktörlerinden etkilenme
durumu. Yetiştirilecek bitkinin özellikle soğuğa ve diğer iklim
faktörlerine toleransı bilinmelidir.
i. Ürün kalitesi ve verim durumu. Yetiştirilen bitkinin
ortalama verim değeri ve kalite kriterleri bilinmelidir. Seçilen sulama
sisteminden etkin olarak yararlanılıp yararlanılmadığı bu şekilde daha iyi
anlaşılabilir (Anonim, 1997).
2. Toprak Faktörleri
a. Alınabilir su içeriği. Sulama sisteminin
planlanmasında önemli bir kriterdir. Bazı hesaplamalarda kullanılması
gerekir.
b. İnfiltrasyon hızı. Sulama sistemleri planlanırken
mutlaka bilinmesi gereken faktörlerden birisidir. Damlatıcı aralıkları
belirlenirken infiltrasyon hızından faydalanılır.
c. Yüzey ve yüzeyaltı drenaj durumu. Sulama sistemleri
planlanmadan önce arazinin drenaj durumu bilinmeli ve problem varsa
giderilmelidir.
d. Taban suyu derinliği. Yetiştirilecek bitki türü ve
seçilecek sulama derinliği için taban suyu derinliğinin bilinmesi gerekir.
e. Toprağın mevcut durumu. Toprağın mevcut durumunun
bilinmesi, örmeğin kireç içerinin bilinmesi ileride yapılacak bazı kültürel
uygulamalar açısından bize fayda sağlar.
f. Homojenliği ve taşlılık durumu. Arazinin homojen
olması yapılacak sulamanın etkin olmasını sağlar. Eğer homojen bir arazi yoksa
sulama sistemi ona göre planlanmalıdır. Eğer bitki yetiştirmeye engel bir
taşlılık varsa gerekli önlemler alınmalıdır.
g. Eğimi. Arazinin eğimi sulama sistemlerinin
planlanmasında çok önemli bir faktördür ve mutlaka belirlenmelidir.
h. Yüzey ve profil tekstürü. Toprağın yüzey ve yüzeyaltı
tekstürünün bilinmesi verilecek su miktarının hesaplanması için
bilinmelidir.
ı. Strüktürü. Toprak strüktürü özellikle infiltrasyonla
doğrudan ilişkilidir. Mümkünse sulama sistemleri planlanmadan önce toprak
strüktürü de bilinmelidir.
i. Verimlilik durumu. Yapılan toprak analizleri ile
toprağın verimlilik durumu da belirlenmelidir.
j. Toprağın
ısısal özellikleri (Anonim, 1997).
3. Su Faktörleri
a. Kullanılacak suyun kalitesi. Suyun içindeki tuz,
toksik elementler ve diğer artık maddelerin bilinmesi gerekir. Su kalitesi
hakkında genel olarak yukarıda bilgi verilmişti. Burada damla sulamada
kullanılacak suyun özellikleri hakkında kısaca bilgi verilecektir. Tablo 4’te
damla sulamada kullanılacak suyun fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri
görülmektedir.
Tablo 4. Damla sulamada kullanılacak suyun fiziksel, kimyasal ve biyolojik
özellikleri (Anonim, 1997).
|
Yabancı Maddeler
|
Düşük
|
Orta
|
Yüksek
|
|
Fiziksel
|
Askıda kalan katı maddeler (ppm)
|
50
|
50-100
|
>100
|
|
Kimyasal
|
pH
|
7,0
|
7,0-8,0
|
>8,0
|
|
Toplam çözünmeyen maddeler(ppm)
|
500
|
500-2000
|
>2000
|
|
Demir (ppm)
|
0,1
|
0,1-1,5
|
>1,5
|
|
Mangan (ppm)
|
0,1
|
0,1-1,5
|
>1,5
|
|
Biyolojik
|
Bakteri populasyonu (adet/ml)
|
10.000
|
10.000-50.000
|
>50.000
|
Tablo 5’te ise kullanılabilecek farklı kaynaklardan alınan
suların bazı özellikleri görülmektedir.
Tablo 5. Damla sulamada kullanılabilecek farklı kaynaklardan alınan suların
bazı özellikleri (Anonim, 1997).
|
Su Kaynağı
|
Fiziksel
|
Kimyasal
|
Biyolojik
|
|
Askıda kalan katı madde (ppm)
|
Çözünmüş katı madde (ppm)
|
Demir veya Mangan içeriği (ppm)
|
Bakteri Populasyonu (adet/ml)
|
|
Şehir suyu
|
1
|
500
|
0,05
|
10
|
|
Durgun su
|
300
|
50
|
0,05
|
10.000
|
|
Nehir suyu
|
70
|
900
|
0,10
|
4.000
|
|
Uygun su
|
1
|
1.650
|
0,05
|
40.000
|
b. Su miktarı. Mevcut su miktarına göre sulama sistemi
planlanmalıdır.
c. Kaynağın durumu. Sulama sistemi planlanmadan önce su
kaynağı hakkında yeterli bilgi edinilmelidir. Kaynağın uzaklığı araziye göre
konumu mutlaka bilinmelidir.
d. Yıl içinde akış rejiminde değişme olup olmadığı.
Sulama sistemi planlanmadan önce mevcut suyun akış rejimi bilinmeli ve sistem
suyun minimum olduğu zamandaki su miktarına göre planlanmalıdır (Anonim,
1997).
4. İklim Faktörleri
a. Rüzgar durumu. Sistem planlanmadan önce hakim rüzgar
yönünün ve maksimum rüzgar hızının bilinmesi gerekir.
b. Yağış durumu. Sulama sistemi kurulacak yerin yağış
miktarı bilinmelidir.
c. Yıllık yağış rejimi. Yağışın yıl içinde nasıl
dağıldığının bilinmesi verilecek sulama suyu miktarının belirlenmesinde önemli
bir faktördür.
d. Işık şiddeti. Güneşlenme
durumu ve ışık şiddeti bitki su tüketiminde önemli bir etkendir. Bu sebeple
sulama sistemlerinin kurulacağı yerin ışık şiddeti ve güneşlenme durumu
bilinmelidir (Anonim, 1997).
3. BUDAMA
Dünya’da tarımsal faaliyetlerin tarihçesi çok eski zamanlara dayanmaktadır.
Tüm zamanlarda tarım, insanoğlunun temel ihtiyacı olması sebebiyle
popülaritesini muhafaza etmiştir. Artan dünya nüfusu ve üretim alanlarının
kısıtlı olması sebebiyle ihtiyaçlar arttıkça bilim adamları birim alandan daha
fazla ürün alabilmenin yollarını aramışlardır.
Meyvecilik alanında son yıllarda kaydedilen gelişmeler ümit vericidir.
Örneğin elma yetiştiriciliğinde yoğun dikime imkan sağlayan elma klon
anaçlarının (M9, MM106 vb.) bulunması ve pratikte aşırı rağbet görmesi bunun en
güzel örneğidir. Ancak yeni üretim tekniklerini kabul etme yanında bu
tekniklerin gerektirdiği kültürel işlemleri de kabul etmek ve uygulamak çok
önemlidir.
Ülkemizde yeni yeni kurulmaya başlayan modern bahçeler Ülke meyveciliği
açısından olumlu gelişmeler olmakla birlikte bu bahçelerin gerektirdiği kültürel
işlemlerin bilinmemesi ise son derece düşündürücüdür. Bu kültürel işlemlerin
uygulanması açısından modern bahçeler büyük kolaylıklar sağlamakta ancak bu
bahçeler klasik bahçelere göre daha çok özen istemektedirler.
Özen gösterilmesi gereken konulardan biri de budama ve terbiyedir. Gerek
klasik bahçeler gerekse modern bahçelerde ilk yıllarda uygulanan terbiye
işlemleri ve ağacın ömrü boyunca yapılan budama; verimi, meyve kalitesini ve
ağacın sağlığını direkt etkilemektedir. Gerektiği şekilde yapılan terbiye ve
budama sonucunda;
İlerleyen yıllarda ağacın meyve yükünü taşıyacak olan dallar ağaç etrafında
eşit oranda dağıtılacağı için uygun bir taç elde edilecek,
Böyle bir taç oluşumu ile güneş ışığının ağacın iç kısımlarına maksimum
girişi sağlanacağından meyve gözü oluşumu ve kaliteli meyve rengi elde
edilecek,
Taç içerisinde fazlalık yaratan dal olmayacağı için zirai mücadele ilaçları
iç kısımlara tam nüfuz edecek, hastalık ve zararlılarla savaşta istenilen
sonuçlar alınabilecek,
Budamanın bodurlaştırıcı etkisinden dolayı budanan ağaçlar budanmayan
ağaçlara daha küçük hacimli olacak, böylece hasat ve meyve seyreltmesi gibi
kültürel işlemler daha kolay yapılacak,
Budama esnasında ağaç üzerinde meyve dalı seyreltmesi de yapılabildiği için
özellikle periyodisiteye eğilimli olan çeşitlerde doğal olarak meyve seyreltmesi
yapılmış olacaktır.
Ancak budama ve terbiye gerektiği gibi yapılmadığı taktirde büyük
beklentilerle kurulan meyve bahçelerinde beklentilerin tam tersi sonuçlar ortaya
çıkacaktır.
2. BUDAMANIN AMAÇLARI
Budamanın, meyve verim ve kalitesini arttırmaya yönelik değişik amaçları
vardır. Bunları maddeler halinde sıralamak gerekirse;
- Gövde üzerinde düzenli ve dengeli bir taç oluşumu sağlamak ,
- Meyve ağaçlarında gençlik kısırlığı denilen verimsiz dönemi mümkün
olduğu kadar kısa tutmak,
- Meyve ağaçlarının bakımını, meyvelerin derimini, zararlılarla savaş
vb. teknik işleri kolaylaştırmak,
- Kurumuş, hastalıklı, ekolojik ve mekanik etkilerle zararlanmış,
kırılmış dallar ile birbiri üzerine binmiş ya da dar açılı dalları kesmek,
- Güneş ışığının ağacın iç kısımlarına daha iyi girmesini
sağlamak,
- Periyodisite denilen ağaçların bir yıl çok, bir yıl az ürün
vermesini önlemek ve her yıl düzenli ürün almak,
- Meyve kalitesini iyileştirmek,
- Dikimin ilk yıllarında yapılan budama ile ilerleyen yıllardaki
meyve yükünü taşıyabilecek olan dalları oluşturmak ve ağaca iyi bir şekil
vermektir.
3. BUDAMA ZAMANI
Budama zamanı, meyve ağacının büyümesini, kesimlere karşı göstereceği
tepkiyi, verimini ve ekonomik ömrünü etkiler. Budama kış ve yaz (yeşil ) olmak
üzere iki ayrı mevsimde yapılabilir.
3.1. Kış budama zamanı
Kış budaması için en uygun dönem, ağaçların yapraklarını dökmesinden
ilkbaharda gözler uyanmasına kadar geçen dönemdir. Kışı ılık geçen yerlerde
meyve ağaçları kış dinlenmesine girmelerinden hemen sonra budanabilirler. Çünkü
bu dönemde meyvecilik bölgelerinde içgücü yoğunluğu az olduğundan işçi bulmak
daha kolaydır. Ancak kışı sert geçen yerlerde şiddetli donlardan önce, budamanın
yapılması doğru olmaz. Böyle bölgelerde şiddetli donlar geçtikten sonra kış
budaması yapılmalıdır.
3.2. Yaz budama zamanı
Yaz boyunca meyve ağaçlarında sürgünlerin seyreltilmeleri, uç alma, bükme,
eğme, dalların bağlanmaları, açıların genişletilmeleri veya daraltılmaları gibi
yapılan işlemlerin tümüne yaz budaması denir.
Meyve ağaçlarında, yaz budaması ilkbahar gelişme periyodu geçtikten ve yaz
gelişme periyodu içerisinde sürgünler odunsulaşmaya başladıktan sonra
yapılabilir. Genellikle ağaçlar üzerinde şekli bozan, büyümeleri istenmeyen
gelişmeleri ana dalların zararına olan dallar kesilerek çıkartılabilir yada
eğilip bükülebilir. Bazı dallar da açıları genişletilerek gelişmeleri
sınırlanabilir.
Yaz budaması özellikle meyve ağaçlarının şekillendirme yıllarında yapılması
gerekli olan önemli bir teknik işlemdir. Meyve tür ve çeşidine göre değişmekle
birlikte 4-6 yıl içerisinde uygulanan terbiye sisteminin gerektirdiği taç yapısı
oluşturulmalıdır. Şekillendirme devresi dediğimiz bu ilk 4-6 yıl içerisinde yaz
budaması ile; ileriki yıllarda ağır meyve yükünü taşıyacak olan ana dalları
seçmek, dik büyüyen dalların açısını genişletmek, ölü göz oluşturan ve dallanma
problemi olan ağaçlarda uç alma yapmak, iç kısımlarda gölgeleme sağlayarak meyve
renginin gelişimini engelleyen obur dalları çıkarmak, gövde üzerinde taçlanmanın
başladığı noktanın altında kalan sürgünler ile dip sürgünlerini temizlemek gibi
işlemler yapılabilmektedir.
Yaz budaması yaparken meyve/yaprak oranına dikkat edilmelidir. Ağaç üzerinde
meyveleri besleyecek oranda yaprak alanı mutlaka bırakılmalıdır. Aksi takdirde
meyvelerin, küçük ve kalitesiz olması, güneş yanığından zararlanmaları
kaçınılmazdır.
4. BUDAMA ARAÇLARININ DEZENFEKSİYONU
Ağaçları budamadan önce dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de
malzemelerin temizliğidir.
Budama yaparken kullandığımız aletler eğer dezenfekte edilmezse ağaçtan
ağaca, bahçeden bahçeye hastalıkların bulaşmasına neden olabilirler. Çok basit
yöntemlerle budama aletlerinin dezenfeksiyonu sağlanabilmektedir. Piyasa da
ticari olarak satılan çamaşır suları bu iş için kullanılan en pratik
solüsyondur. Çamaşır suyunun bir kısımına karşılık 5 kısım su katılarak
oluşturulan solüsyonla gayet sağlıklı bir dezenfeksiyon sağlanabilir. Bu
karışımla budamada kullandığımız makaslar, testereler vb. bir bahçeden diğerine
geçerken veya hastalıklı olduğundan şüphelendiğimiz ağaçların budanmasından
sonra temizlenmesi gerekir. Böylece hastalıkların diğer ağaçlara ve bölgelere
bulaşması önlenmiş olacaktır.
5. BUDAMANIN TEMEL PRENSİPLERİ
Budamanın bir bilim dalı olduğu ve mutlak uyulması gereken
kurallarının olduğu baştan kabul edilmelidir. Bu bölümde genel budama
prensipleri ve gerekçelerinden bahsedilecektir. Buradaki prensiplerin genel
anlamda pratik hale dönüşmesi ise yıldan yıla yapılan budamalar ile tecrübe
kazanan kişilerin becerisine bağlıdır. Bilgiyi, deneyimi ve uygulamaya aktarmayı
bir bütün halinde birleştirebilen ve ağacı okuyabilenler budamada başarılı
olmaktadırlar.
a. Şekillendirme devresinde budama işlemleri
odun dallarına uygulanmalı, zorunlu olmadıkça meyve dallarına
dokunulmamalıdır.
Böylece meyve ağaçlarına iyi bir şekil verileceği gibi erken meyveye yatması
sağlanır. Aksi işlemlerde ise düzensiz şekillenmelere ve ağaçlarını gençlik
kısırlığı döneminin uzamasına neden
olunur.
b. Budanacak olan ağaç toplu incelenmeli ve
her dal ayrı ayrı ele alınmalıdır.
c. Gövde üzerinde tacı oluşturan ana dallar
aynı yükseklikte ve eşit kuvvette olmalı, merkezi eksen etrafında eşit açılarla
dağıtılmalıdır.
Şekil 1’de lider etrafında ana dalların dağılımı görülmektedir. Doğru taç
oluşumunda gelişme kuvvetleri aynı ve lider etrafında eşit açılarla dağılmış
beş adet dal seçilmiş, böylece çok ideal bir kat oluşturmuştur. Yanlış olan taç
oluşumunda ise yan dallar çok sık olduğu için birbirini gölgeleyeceğinden ve
kültürel işlemleri, özellikle de ilaçlamayı zorlaştıracağından ideal bir taç
oluşturulamamıştır.
d. Ana dalların gövde ile yaptıkları açılar
45-60o olmalıdır. Dar açılı olan dalların direnci zayıf olduğu için çabuk
kırılır.
Şekil 2’de görüldüğü gibi bir dalı dik olarak bıraktığımızda, o dalda
vegetatif gelişme çok kuvvetli olur ve meyveye geç yatar. Yere paralel olarak
gelişen dallarda bol miktarda ve kalitesiz meyve oluşur ve vegetatif gelişme de
zayıf kalır. Fakat 45-60 o lik bir açı ile gelişen dallarda vegetatif ve
generatif faaliyet dengeli olmaktadır.
e. Ne kadar dik büyüme o kadar az ve geç
meyvelenme, ne kadar yayvan büyüme o kadar erken ve çok meyvelenme
olur.
f. Yardımcı dal oluşumuna özen
gösterilmelidir.
Yardımcı dallar ana dallar üzerinde mümkün olduğu kadar eşit uzaklıkta ve
aynı yönde bırakılmalıdır. Ayrıca ana dallar ile yardımcı dallar arasında
vegetatif gelişme bakımından rekabet olmamalıdır ve şekil bakımından düzenli
gelişmelerini sağlayabilmek için yardımcı dallar, ana dalların büyüme
noktasından 15-25 cm. daha aşağıda seçilmelidir. Ayrıca ana dallar ile yardımcı
dallar arasında 45o lik açı olmasına dikkat etmek
gerekir.
g. Dalları kısa kesmek vegetatif gelişmeyi,
hiç kesmemek ya da uzun bırakmak da generatif faaliyetleri teşvik eder.
Bir dalı keserek kısaltmış olunduğu sanılmamalıdır. Büyüme döneminde kesim
şiddetiyle doğru orantılı olarak kesim noktasının altından sürgün büyümesi
olacağı unutulmamalıdır.
h. Aynı noktadan yan yana büyüyen aynı kuvvette
dalların gelişmesine izin verilmemeli, geniş açılı dal bırakılarak dar açılı
olan çıkarılmalıdır.
Özellikle lidere rakip olacak şekilde bir çatallaşmaya izin verilmemelidir.
Uygun olan lider olarak seçildikten sonra diğeri dipten çıkarılmalıdır.
Lider üzerinde aynı noktadan çıkan ana dallardan biri de mutlaka
çıkarılmalıdır. Tercihen geniş açılı olan dal bırakılır, dar açılı olan
çıkarılmalıdır.
ı. Meyve ağaçlarında türler ve çeşitler
arasında gelişme bakımından, oluşturdukları dal ve dalcık sayıları bakımından ve
çiçek tomurcuklarını oluşturdukları yerler bakımından farklılıklar
bulunmaktadır.
Bu sebeple türler ve çeşitler ayrı ayrı incelenmelidir. Aşağıda gelişme
karakterleri birbirinden farklı 4 adet elma çeşidi görülmektedir.
Imparatore elma çeşidi ölü göz oluşturma ve dalların uç kısımlarında meyve
verme eğilimli bir çeşittir. Dal ve dalcık oluşumunu arttırmak için biraz daha
sert budama istemektedir. Ayrıca yaz budaması ihmal edilmemelidir.
Jonafree elma çeşidi görülmektedir. Bu çeşitte de dallar durgun budama
esnasında uzun bırakıldığı takdirde ölü göz oluşturmaktadır. Aynı şekilde
dalları kısa bırakmalı, mutlaka dal açıları genişletilmeli ve yaz budaması ihmal
edilmemelidir.
spur gelişme karakterindeki S.Early Stripe elma çeşidi görülmektedir.
Spur çeşitler genel itibariyle ana dallar ve gövde üzerindeki spurlar üzerinde
meyve meydana getirirler. Budama esnasında yardımcı dal oluşumu sağlamak için
ana dallar üzerinde tepe kesimi yapılmalıdır.
j. Bir kesim yaparken dikkat edilmesi gereken
noktalar vardır.
Genellikle budamacılar kesim noktalarını doğru olarak tespit etseler bile
kesim hataları yapmaktadırlar. Tepe kesimi yaparken dışa bakan bir göz üzerinden
ve meyilli bir kesim yapılır. Böyle bir kesimi göze zarar vermeden yapmak
önemlidir.
Eğer seyreltme kesimi yapılacaksa, çıkarılacak olan dalın gövde ile
birleştiği yerde besin maddelerinin depolandığı şişkinliğin hemen üzerinden
kesmek gerekmektedir. Böylece kesim noktasında oluşan yara yeri daha çabuk
kapanmaktadır.
k. Kesim noktasında “Tırnak” bırakmamaya özen
gösterilmelidir.
Çünkü tırnaklı kesimler kolay kapanmadığı için bu noktadan aşağı doğru
kurumalar olmakta ve kapanmayan yara yerleri hastalık ve zararlıların ağaca
girişini kolaylaştırmaktadır.
l. Budamanın bir ışık yönetimi olduğu
unutulmamalıdır.
Budamada en önemli noktalardan birisi de ağacın dengesini bozmamak şartıyla
iç kısımlara mümkün olduğu kadar fazla ışık girmesini sağlamaktır.
Bunu sağlamanın yollarından birisi de bodur anaç kullanmaktır. Bodur anaçlar
daha küçük bir taç hacmi oluşturduğundan toplam taç hacmi içerisinde gölgelenen
alan da daha az olmaktadır.
Örneğin 3 m. büyüklüğünde bir ağaçta gölgelenen alan % 1,6 iken 6,5 m
büyüklüğünde bir ağaçta % 24,4 tür. Ağaç şekli de ağacın güneş ışığın
faydalanmasını etkilemektedir. Koni şeklindeki ağaçlar güneşten en iyi
faydalanma sağlamaktadır.
6. BAZI BUDAMA TEKNİKLERİ
a-Ağacın bir yanında dal oluşmadığı
durumlarda.
Böyle bir durumda, dal çevresinin 1/3’ü kadarlık kısmı bir gözün 1 cm. kadar
üzerinden kabuk boyunca odun kısmına kadar halka şeklinde kesilir. Bu uygulama
genellikle çentiğin altındaki tomurcuğun sürmesini sağlar (Resim 7). Bu uygulama
çiçeklenme başlangıcından 3-4 hafta önce yapılabilir. Kesim işleminin yeterli
derinlikte, kabuk tabakası boyunca olmasına dikkat edilmelidir.
Bazı meyve tür ve çeşitlerinde ağaçlar ilk yıllarda terbiye edilirken uygun
olan taç yapısını oluşturmak için istenilen dallar teşekkül etmemektedir. Bu
gibi durumlarla karşılaşıldığında üreticiler istenilen noktadan dal çıkarmak
için bu tekniğe baş vurabilirler.
b. Bir sürgünün, çok kuvvetli veya yaşlanmış
olduğu veya mekanik etkilerle zararlanmış olduğu için çıkarılması
gerekebilir. Eğer aynı noktadan tekrar bir sürgün çıkması isteniyorsa “Üçgen
kesim” tekniği uygulanmalıdır.
İlk yıllarda ağaca verilen şeklin, ağacın tam verim çağında çok önemli
olduğundan daha önceki konularda bahsedilmişti. Fakat üreticiler ne kadar dikkat
ederlerse etsinler bazen çeşidin gelişme karakterinden kaynaklanan sorunlarla
karşılaşabilirler. Bu sorunlardan biri de geniş açılı dalların seçilmesi ve
oluşturulması sırasında ortaya çıkar. Örneğin Granny Smith elma çeşidi çok dik
gelişen bir çeşittir. İlk 4-5 yıl ağaçlara uygulanan dal açma işlemleri çok
önemlidir. Fakat ağaç üzerinde bazı dallar istenilen noktadan çıkmasına rağmen
açısı genişletilememekte ve zorlandığında ise kırılmaktadır. Böyle bir durumda
Üçgen kesim yapılabilir. Üçgen kesim sonucu hem aynı noktadan tekrar dal çıkışı
sağlanır hem de çıkan dal geniş açılı olur.
7. MEYVE AĞAÇLARINDA GÖZLER VE DALLAR
Budama ile ağaç üzerindeki istenmeyen ve şekil bozukluğu meydana getiren
dallar çıkarılmaktadır. Ayrıca ağaç üzerindeki meyve gözleri ve dalları
budamanın şiddetini etkilemektedir. Budama yapan bir üreticinin ağaç üzerinde
hangi dalın meyve dalı hangi dalın odun dalı olduğunu ayrıca ilkbaharda gelişme
periyodu başladığı zaman bir gözden çiçek mi, sürgün mü, yaprak mı çıkacağını
bilmesi gerekir. Bu sebeple kısaca gözlerden ve dallardan bahsetmekte fayda
vardır.
7.1. Elmada Gözler ve Dallar
1.Gözler:
Gözler, etrafı tüy ve pullarla çevrilerek dış etkenlerden korunmuş büyüme
noktalarıdır. Meyve ağaçlarında dal, yaprak ve çiçekleri oluştururlar. Yaprak,
sürgün ve çiçek gözleri olarak ayrılabilirler.
Yaprak gözleri, basık, üçgen yada hafif kabarık, sivri, oval
şekillerde olabilir. Elmada bir yıl önceki sürgünün yaprak koltuklarında oluşur.
Sürgün gözleri, büyüme noktalarında olduğu gibi odun dallarının uzun
ekseni üzerinde de oluşur. Çiçek gözleri, meyve dallarında bulunur.
İri, yuvarlak, kabarık veya oval olabilir. Elmada çiçek ve yaprakları
oluşturur.
2. Dallar:
Yumuşak Çekirdekli Meyve Ağaçlarında Meyve Dalları:
1-Topuz: Boğum araları birbirine çok yakın olan meyve dalıdır.
Boyları 1-2 mm. den 8 cm. e kadar değişebilir.Genellikle odun gözleriyle son
bulur. İlk oluştukları yıl içerisinde topuzların üzerinde rozet şeklinde 2-5
adet küçük yaprak vardır. Çeşit özelliğine ve bakım beslemeye bağlı olarak 1-10
yılda meyve gözüne döner.
2-Lamburt: Topuzların uçlarındaki odun gözünün meyve gözüne
dönüşmesiyle oluşur. 2-3 ya da daha yaşlı dallar üzerinde bulunur.
3-Kese: Yedek besin maddelerinin depo edildikleri dallardır.
Topuzların uç kısımlarında oluşur. Üzerinde topuz, lamburt ve kargılar
bulunabilir. Meyveler, keseler büyükse büyük, küçükse küçük olur.
4-Kargı: 5-20 cm. uzunluğundaki meyve dallarıdır. Üzerinde
meyve gözü bulunanlar taçlı kargıdır. Kargıların ucunda bazen odun gözlerine
bazen de bazı armutlarda dikenlere rastlanabilir. Bunların meyve gözüne
dönüşmesi 1-10 yılda olur. Kargıların üzerindeki odun gözleri de zamanla topuz
ve lamburtlara dönüşebilir.
5-Dalcık: Kargı ile odun dalı arasında bir meyve dalıdır, meyve gözü
ile sonuçlanır. Budamada zorunluluk olmadıkça dokunulmamalıdır. Meyve
ağaçlarının ilk yıllarında taç yapısını oluşturmak için dalcıkların ucundaki
meyve gözleri alınmalıdır.
6-Çıtanak: Topuz, lamburt, kese ve kargıların bir arada olmasıyla
oluşur. Daha çok yaşlı ağaçlarda görülür. Ağaçta fazla miktarda bulunması ağacın
yaşlanmasına işarettir. Gençleştirme budaması sırasında bunların bir kısmı
çıkarılmalıdır.
7.2.Şeftali’de Gözler ve Dallar:
1-Dallar:
a- Obur dallar: Ağacın yaşlı kısımlarından çıkan, kuvvetli
büyüyen, boğum araları uzun, gevşek dokulu çiçek gözü yapmayan dallardır. Budama
sırasında çıkarılmalıdır.
b- Odun dalları: Ağacın iskeletini kuran dallardır. Boğum
araları uzun olmakla birlikte obur dallardaki kadar uzun değildir. Üzerlerinde
odun gözleri vardır.
c- İyi Meyve Dalları: Bu dallarda dal boyunca değişik
aralıklarla üçer göz vardır. Bu gözlerden ortadaki ince ve sivri olanı odun
gözüdür. Diğer iki göz ise çiçek gözüdür. Bu gözler uyandığı zaman her bir göz
grubunda hem çiçek hemde sürgün oluşur. Vegetatif ve generatif faaliyet bu
dallarda dengeli olduğu için iyi meyve dalı denir.
d- Kötü Meyve Dalları: Bu dallarda dal boyunca ve değişik
aralıklarla birer çiçek gözü vardır. Yalnız tepedeki göz odun gözüdür. Beslenme
şartlarının kötü olması nedeniyle bu dallar az meyve verir, meyvenin kalitesi de
iyi olmaz.
e- Karışık Meyve Dalları: İyi meyve dalları ile kötü meyve
dalları arasındadır. Böyle dallarda üçlü gözler tek tek odun ve meyve gözleri
şeklinde yer almaktadır.
f- Buket Dalları:Şeftalide bu tip dallara çok rastlanmaz. Daha
çok tacın uygun olmayan yerlerinde teşekkül eder.
2-Gözler:
a- Odun Gözleri: Meyve gözlerine göre daha ince ve küçüktür.
Üzerleri bol tüylüdür. Açıldıklarında bunlardan sürgün veya yapraklar meydana
gelir.
b- Meyve Gözleri: İri, uzunca, yuvarlak, dolgun gözlerdir.
Üzerleri sık tüylüdür. Genellikle her gözde bir çiçek bulunur. Yaprak yeri
bulunmaz. Meyve gözleri tek tek veya bir kaçı bir arada bulunur. Meyve gözleri
odun gözlerine göre daha erken sürer.
7.3. Kiraz ve Vişne’de Gözler ve Dallar:
1.Dallar:
Kirazda dallar düzgün ve boğum araları uzundur. Dalcıkların dip tarafında
çiçek, uca doğru yaprak gözleri bulunur. Buketler çoğunlukla ikinci yıl teşekkül
eder. Sürgün ucu bir odun gözü ile biter.
Vişnelerde dalcıklar genellikle kirazlara göre daha ince ve yay gibi olup
sarkıktır. Üzerlerinde çiçek vardır ve uçlarında sürgün gözü bulunur. Kirazlara
göre daha çok buket dalları meydana gelir ve buketler genelde ikinci yıl
teşekkül eder. Daha yaşlı dallar üzerinde de buket dalları meydana gelir. Çok
dalcık teşekkül ettiği için ağacın tacı çalımsı görünür.
2.Gözler:
a- Odun Gözleri: Meyve gözlerine göre daha ince ve küçüktür. Sürgün
ucunda veya dalcığın uca yakın kısmında meydana gelir.
b- Meyve Gözleri: Odun gözlerine göre daha iri ve dolguncadır.
Dalcıklarda yan gözler halinde bulunur. Buket dallarında ise ortada bir sürgün
gözü bunun etrafında meyve gözleri sıralanır.
8. BUDAMA YARALARINA YAPILACAK İŞLEMLER
Budama işlemlerinin büyük bir kısmını, özellikle de kış budamalarını,
kesimler oluşturmaktadır. Kesim noktasında oluşturulan yaranın iyileşmesini
ağacın kuvveti, bakım ve besleme şartları, kesilen dalın kalınlığı gibi bir çok
faktör etkiler.
Kuvvetli gelişen ağaçlar zayıf gelişenlere göre yarayı daha çabuk kapatırlar.
Yaralara, macun veya diğer dezenfektanlardan biri ile muamele edilmelidir. İyi
kesilmiş ve çabuk kapanan 5 cm. den küçük yaralara macun sürmek
gerekmeyebilir.
Yaralara sürülecek macun şöyle hazırlanır; 200 g. iç yağı eritilir. Daha
sonra 200 g. balmumu, 200 g. reçine ve 100 g. zift katılır. Hazırlanan eriyik
ateşten indirilir. 45 oC’ye gelince kadar içine yavaş yavaş alkol karıştırılır.
Kabarma başlayınca alkol karıştırma işlemine son verilir. Hazırlanan macun
soğumadan kavanozlara doldurulur. Gerektiğinde kullanıma hazırdır.
9. BUDAMA ARTIKLARINA YAPILACAK İŞLEMLER
Budama artıkları, hastalık ve zararlılar için uygun kışlama yerleri
olduğundan gelecek senenin enfeksiyon kaynağını oluşturmaktadır. Bahçedeki
budama artıklarının ve yaprakların toplanıp yakılması gelecek senenin hastalık
ve zararlı yönünden enfeksiyon kaynağının azalmasına neden olacaktır. Örneğin,
elma yetiştiriciliği için önemli bir zararlı olan elma iç kurdu olgun larvaları,
yazıcı böcekler, kırmızı örümcek erginleri vs. kışı, budama artıkları, dökülen
yaprakların alt kısımları vb. ortamlarda geçirirler.
10. TERBİYE SİSTEMLERİ
Ülkemizde meyve yetiştiriciliği son yıllara kadar tamamen klasik usuller
dediğimiz yöntemlerle yapılmakta idi. Özellikle son yıllarda meyvecilik alanında
kaydedilen ilerlemeler babadan kalma yöntemlerle üretim yapmanın çok karlı
olmadığını, sadece aile ihtiyaçlarını karşılamakla sınırlı kaldığını gözler
önüne sermiştir. Üreticilerin yıldan yıla artan modern meyve bahçesi kurma istek
ve hevesleri Ülkemizde meyvecilik alanında bir dönüm noktasına yaklaşıldığının
göstergesidir. Özellikle son yıllarda kullanımı artan tam bodur anaçlar
sayesinde ise yoğun meyvecilik kavramı oluşmuş, meyve yetiştiriciliğinin
amaçlarına ulaşma yolunda önemli mesafe kat edilmiştir.
Bilindiği gibi meyve yetiştiriciliğinde amaç;
- Her yıl ve düzenli ürün elde etmek,
- Dikimin ilk yıllarında verime yatmalarını sağlamak,
- Birim alandan daha fazla ürün elde etmek,
- Budama ve meyve seyreltmesi gibi kültürel işlemlerin daha kolay ve
ekonomik yapılabilmesini sağlamak,
- Hastalık ve zararlılarla kolay, ucuz ve daha etkin bir şekilde
mücadele etmek,
- İnsan gücü ve üretim giderlerinin azaltılıp kaliteli, bir örnek
ürün elde ederek pazarlanan meyve oranını arttırmaktır.
Bu amaçlara ulaşmak için uygun bir bahçe tesisi yanında modern meyveciliğin
gerektirdiği kültürel işlemlerin tamamını uygulamak gereklidir. Bu gereklerden
biri de hiç şüphe yok ki budama ve terbiye işlemleridir. İlk yıllarda ağaca
uygun terbiye sisteminin seçilmesi ve uygulanması, ilerleyen yıllarda da optimum
verimi almak için periyodik olarak yapılan verim budamaları ağaç için hayati
öneme sahiptir.
Bu başlık altında meyve tür ve çeşitlerine göre değişen 3 farklı terbiye
sistemi ayrıntılı olarak incelenecektir.
10.1. Merkezi Lider Terbiye Sistemi
Merkezi lider terbiye sistemi destek sistemi kullanılmadan serbest olarak
ayakta durabilen elma ağaçlarında (MM 106, MM 111, M 109 ve çöğür anaçlı) ve
kiraz ağaçlarında çok rahatlıkla uygulanabilen bir terbiye sistemidir.
Avrupa grubu erikler (Stanley, President, Angeleno gibi) daha çok dik ve dik
yayvan geliştiklerinden bunlara da merkezi lider terbiye sistemi
uygulanmaktadır.
Ayrıca çok önemli olan konulardan biri de kiraz ağaçlarında budamadır. Kiraz,
yıllardır budanmadan yetiştiriciliği yapılan bir meyve türü olarak bilinmeydi.
Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar, kiraz ağaçlarının budanmasında herhangi
bir sakınca olmadığını, yıldan yıla yapılan ılımlı budamalara çok iyi tepki
verdiğini ve ilk yıllardaki terbiye işlemlerinin meyve verim ve kalitesini
arttırdığını göstermiştir.
10.1.1. Verilebilecek Sıra Arası ve Sıra Üzeri Mesafeler
Dikim mesafeleri anacın kuvvetine, üzerine aşılı olan çeşidin kuvvetine,
toprak yapısına, ilaçlamada ve toprak işlemede kullanılan aletin iş genişliğine
vb. göre değişmektedir. Düzenli olarak ağaçlara budama yapılması ve uygulanan
terbiye sistemi dikim mesafesinin belirlenmesinde direk etkili olmaktadır. Bu
sebeple yetiştiricilere bir fikir vermesi açısından bazı meyve türlerinde
uygulanabilecek dikim mesafeleri verilmiştir.
Tablo 1. Bazı anaçların önerilen dikim aralık ve mesafeleri
|
Meyve Türü
|
Anaç
|
Çeşit
|
Sıra Arası X Sıra Üzeri Mesafe
|
|
Elma
|
MM 106
|
Golden Delicious
|
4 x 3
|
|
Elma
|
MM 111
|
Golden Delicious
|
5 x 4
|
|
Elma
|
Çöğür
|
Golden Delicious
|
7 x 7
|
|
Kiraz
|
Kuş Kirazı
|
0900 Ziraat
|
|
|
Kiraz
|
İdris
|
0900 Ziraat
|
|
|
Erik
|
|
|
|
|
Erik
|
|
|
|
10.1.2. Fidanların Dikimi ve İlk Gelişme Yılı
Dikim, sonbaharda ağaçların yaprak dökümünden ilkbaharda gözler
uyanıncaya kadar olan sürede yapılabilir. Dikilecek olan fidanların
sağlıklı, ortalama olarak 1,5 cm. çapında ve 1-1,5 m. uzunluğunda olmasına
dikkat edilmelidir. Aşırı kalın fidanların iyi fidan olduğu görüşü çok yanlış
bir görüştür.
Meyve bahçesinde dikilecek fidan dallı veya kamçı şeklinde dalsız olabilir.
Dikim sistemine göre açılan çukurlara, aşı noktası toprak yüzeyinin 5-10 cm
yukarısında olacak şekilde fidanlar dikilir. Eğer fidan kamçı şeklinde dalsız
fidan ise dikimden sonra 75 cm. den tepesi vurulur.
Dikimi takip eden ilkbahar gelişme periyodunda kesim noktasının altındaki
gözler sürmeye başlayacaktır. Bu devrede ağaçların şekillendirilmesine
başlanılır.
Haziran ayının başı-ortasından itibaren sürgünler yaklaşık 7,5-10 cm olunca
yaz budaması yapılabilir. İlk iş olarak dik büyüyen fidanın en üstündeki sürgün
lider olarak seçilir.
Özellikle dar açıyla çıkan dallar dal açıcılarla (kürdan, mandal, kamış vs.)
genişletilmelidir. Dalsız bir fidan dikildiğinde yaz aylarında oluşan
sürgünlerden 3-6 adet ana dal seçilir, tercihen 5 adet olmalıdır. Seçilen ana
dalların gövde üzerinde eşit açı ve mesafelerle dağıtılması, ilerleyen yıllarda
birbirini gölgelememesi açısından önemlidir. Gövde üzerinde ana dallar arasında
yaklaşık olarak 7,5-20 cm. lik bir mesafe bulunmalıdır. Seçilen dallar
dışındaki yan sürgünler ve liderle rekabet eden dallar dipten çıkartılır.
Özellikle lider olarak seçilen en üstteki dalın altındaki 1-2 sürgün çok
kuvvetli ve dik büyümektedir. Bu dallara dokunulmadan bırakılırsa lider ile aynı
kuvvette gelişeceklerinden ilerleyen yıllarda problem çıkarırlar. Bu sebeple
mümkünse bu sürgünler ıslah edilmeli (açısı genişletilerek), mümkün değilse
dipten çıkarılmalıdır. Böylece birinci kat oluşturulmuş olur. En alt dal ile
toprak yüzeyi mesafesi arası en az 45 cm olmalıdır.
10.1.3. İkinci Yıl Budama ve Terbiye
Ağaçlar yapraklarını döktükten sonra durgun dönemde birinci katı oluşturan
dalların en üstündekinin 50-60 cm yukarısından liderin tepesi vurulmalıdır. Ana
dallarda 1/3-1/4 oranında bir tepe kesimi uygulanır. Ana dallar, liderden hem
daha aşağıda hem de daha ince olmalıdır.
Fidan üzerinde istenilen bir dal oluşumu olmamışsa, yani 3 daldan daha az
dal varsa bu dallar dipten çıkarılır ve liderin tepesi 75 cm. den tekrar
kesilir.
İlkbahar gelişme periyodunda da kesim noktalarının altındaki gözler sürmeye
başlar. Merkezi lider terbiye sisteminin esasını “Katlar” oluşturmaktadır. Yani
merkezi lider üzerinde alt taraftan üst tarafa doğru azalan sayıda dallardan
oluşan 3-4 adet kat oluşturulmalıdır.
Bu amaçla birinci katın 50-60 cm üzerinde ikinci bir kat oluşturulmalıdır.
İkinci katı oluşturan ana dalların birinci katı gölgelememesi için daha az
sayıda ve daha kısa olması gereklidir. Örneğin ilk katta 5 ana dal seçilmişse
ikinci katta 4 adet seçilmelidir. Hem 1. kattaki hem de 2. kattaki ana dallardan
dik gelişenlerin açıları gelişme periyodunda genişletilmelidir.
10.1.4. Üçüncü Yıl Budama ve Terbiye
Yeni oluşturulan ikinci katın dalları birinci kattaki dallardan daha kısa
olmalıdır.Böylece alttaki dallar gölgelenmez. Ana dalların uçları 1/3 oranında
kısaltılmalıdır. Bu tip bir budama ile piramit şekli elde edilir. Alt kattaki
ana dallar üzerinde oluşturulan yardımcı dallar aynı yönde bırakılmalı,
simetriye dikkat edilmelidir.
Ağaç üzerinde mekanik etkilerle zararlanmış, kırılmış, hastalıklı olan dallar
varsa çıkarılır. Genel bir kural olarak çok ince olan dallara dokunulmaz. Ağaç
üzerinde gereğinden fazla kesim yapmanın, fayda dan çok zarar getirdiği
unutulmamalıdır.
İlkbahar gelişme periyodunda da önceki yıllarda yapılan işlemlere devam
edilmelidir.
10.1.5. Dördüncü Yıl Budama ve Terbiye
Geçmiş yıllarda yapılan işlemlere devam edilir. Ağaçların şekil verme işlemi
4 – 6 yılda tamamlanmalıdır. Fakat çok fazla acele edilmemesinde de fayda
vardır çünkü çeşitler arasında gelişme bakımından farklılıklar bulunmaktadır ve
istenilen ağaç şekli her zaman kısa bir zamanda oluşturulamayabilir.
Ana dallar üzerinde yardımcı dalların oluşabilmesi için her yıl ana dallarda
ve liderde 1/3 oranında tepe kesimi uygulanır. Meyve türüne, çeşide, toprak ve
iklim durumuna göre olgun verim çağında bir ağaçta 3-4 kat bulunması gerekir.
Örneğin MM 106 anaçlı bir elma ağacında 3 kat ve 10-12 adet ana dal, kuş kirazı
anaçlı kiraz ağacında ise 3-4 kat ve 16-21 adet ana dal idealdir.
10.1.6. Verim Çağındaki Ağaçlarda Budama
İdeal şekli ve yapısı oluştuktan sonra ağaçlara uygulanan budama optimum
verim almaya yöneliktir.
Ölü dallar, hastalıklı ve kırılmış dallar seçilerek budanır. Dar açılı ve dik
büyüyen dallar, yaz budaması ile değil kış budaması esnasında çıkarılır. Lider
her yıl zayıf bir yan dal üzerinden kesilerek yenisi ile değiştirilir.
Ana dalların her biri ayrı ayrı ele alınarak budanır, bir birini gölgeleyen
ve yere değen dallar çıkarılır. Ağacın iç kısımlarına maksimum ışığın girmesi
sağlanmalıdır.
Komşu ağacın ana dallarına değen dallar, çok uzun olan dallar da zayıf bir
dal üzerinden geriye kesim uygulanır.
10.2. Goble Terbiye Sistemi
Meyve yetiştiriciliğinde uzun yıllardır kullanılan bir terbiye sistemidir.
Özellikle gelişme karakterinin uygun olması sebebiyle şeftali, Can ve japon
grubu erikler, ayva ve bazı armut çeşitlerinde çok rahatlıkla
uygulanabilmektedir.
10.2.1. Dikim Yılı
Şeftali, nektarin ve erik ağaçlarının terbiyesi ilk 3-4 yıl içerisinde
yapılmalıdır.
İstenilen ve önceden planlanmış olan dikim aralıklarına göre dikilmiş olan
fidanların tepeleri 45-50 cm. den kesilir. Tepe kesiminin yapıldığı yükseklik
ana dalların çıkış noktasını belirlemektedir. Çok yüksek yapılan tepe kesimleri
hasat, budama ve seyreltme işlemlerini güçleştirmektedir. Tepe kesim noktasının
altındaki sürgünler, üzerinde 1-2 göz kalacak şekilde budanır.
Takip eden büyüme periyodunda ana dal olacak olan sürgünler gelişmeye
başlarlar. Tam verime yattığı zaman ağır meyve yükünü taşıyacak olan dalların
şekillendirilmesine ilk yıllarda özen gösterilmelidir. Fidanların sağlıklı
büyümesi için budama ve terbiye işlemleri yanında diğer kültürel işlemlerinde
aksatılmadan yürütülmesi çok önemlidir. Gelişme periyodu içerisinde sürgün
uzunlukları 15-20 cm. olduğunda fidanlarda şekillendirmeye başlanır. Fidanlar
üzerinde merkezden eşit açılarla dağılmış, birbirini gölgelemeyen 3-5 adet ana
dal seçilir. Seçilen daların aynı noktadan çıkmamasına özen gösterilmelidir.
Bunun dışındaki dallar ya dipten çıkarılır ya da eğilip bükülerek gelişmeden
alıkoyulur.
Tür ve çeşide göre değişmekle birlikte bazı ağaçlar dik gelişme
eğilimindedir. Genel olarak şeftali ve nektarinler yayvan, bazı erikler dik
büyüme temayülündedir. Dik büyüyen bazı erik çeşitlerinde sürgünler büyüme
sezonunda zorla dışa doğru çekilip eğilerek şekillendirilir. Dik gelişen
dalların yatay ile 30-45 derecelik açı yapacak şekilde açılarının genişletilmesi
gerekmektedir. Dallarda yapılan açı genişletmeler ana dalların gövde ile
bağlantısını kuvvetlendirir, dalların gelişmesini zayıflatır, dallar üzerinde
meyve gözlerinin oluşumunu hızlandırır ve iç kısımlara güneş ışığının nüfuzunu
arttırır.
10.2.2. İkinci Yıl
Kış sezonunda bölgenin iklim durumuna göre sert kış soğukları geçtikten sonra
budama yapılır. Fakat meyve tür ve çeşidine göre budama istekleri farklı
olmaktadır.
Şeftali ve nektarin ağaçlarının çatısını oluşturacak ana dallar istenen
yükseklikte yardımcı dalları meydana getirmesi için tepeden budanırlar. Bu
budamalar yaklaşık olarak çatal yerinden 50-90 cm. yukarıdan yapılır.
Erik ağaçları çoğunlukla dik gelişmektedirler. Birinci büyüme
sezonunun sonunda seçilen ana dalların tepeleri durgun dönemde (kış dönemi)
budanır. Ayrıca zararlanmış, hastalıklı, gelişmesi ana dalların zararına olan,
aşırı dik büyüyen ve iç kısımlarda gölgeleme meydana getiren dallar dipten
çıkarılır.
Takip eden gelişme döneminde ana dallar üzerindeki kesim
noktalarının altından yeni sürgünler sürmeye başlayacaktır. Ana dallar üzerinde
bu yeni sürgünlerden yardımcı dallar seçilir. Yardımcı dallar, ağacın gelişme
durumuna göre her ana dal üzerinde 1-2 adet seçilmeli ve hepsi aynı yöne
bakmalıdır.
Dik gelişen dalların açılarının genişletilmesine devam edilir.
10.2.3. Üçüncü Yıl
Durgun dönemde ağaların şekillendirilmesine devam edilir. Bir önceki dönemde
seçilmiş olan yan dallar ile birlikte ana dalların tepeleri budanır. Kış
budaması esnasında çok dik gelişen çeşitlerde iç kısımları açmak amacıyla ana
dallarda çelme yapılabilir.
10.2.4. Daha sonraki yıllar:
4 yıllık büyüme ve budamadan sonra bir ağacın çatal noktasından çıkan 3-4 ana
dal ile toprak seviyesinden 100-130 cm. yukarıda 5-8 adet yardımcı dalı bulunur.
Ağacın merkezi güneş ışığının girmesi için açık tutulmalıdır.
Uygun bir taç hacmi oluşturan üreticiler bu aşamadan sonra
ağaçlarını optimum verim almak için budarlar. Daha önce de anlatıldığı gibi her
meyve tür ve çeşidinin budama istekleri birbirinden farklıdır.
Şeftali ağaçları diğer meyve ağaçlarına göre daha sert budanmak
ister. Sebebi meyvelerin bir yaşlı dallar üzerinde teşekkül etmesi ve normal bir
ürün alınabilmesi için bir yaşlı sürgünlerin yeterli ölçüde sağlanması
zorunluluğudur. Ağaç üzerindeki tüm meyve dalları her yıl kış budamasıyla
seyreltilmelidir. Geçen yıl teşekkül etmiş ve o yıl meyve verecek olan dallar
2-8 göz üzerinden budanır. Ayrıca odun dalları da ertesi yılın meyve verecek
olan dallarını oluşturmak için 2 göz üzerinden kesilir.
Erik ağaçlarında meyveler bir önceki yılda teşekkül eden sürgünlerle
daha yaşlı dallar üzerinde meydana gelir. Şeftalideki gibi devamlı bir meyve
budamasına ihtiyaç yoktur. Budama daha çok dalların seyreltilmesi, kurularının
alınması, obur dalların çıkartılması şeklinde olur. Periyodisite gösteren
çeşitlerde sert budama gerekebilir. Tek tek küçük dallarla uğraşılmayıp 1,5-2,5
cm. çapındaki dallar alınarak budama yapılır.
Japon eriklerinde avrupa eriklerine göre daha fazla çiçek tomurcuğu
oluştuğundan bunlara daha sert budama yapılmalıdır. Bu eriklerde buket dalı
sayısı da fazla olduğu için 3-4 yılda bir sert budama ile çok sayıda yeni
sürgünlerin oluşması sağlanmalıdır.
Bir çok Japon eriği çeşidi, 1 yaşındaki dallar üzerinde de meyve yaparlar.
Japon ve Avrupa eriği ağaçlarında meyve veren kısa dalcıklar 5-8 yıl yaşarlar.
Fakat çoğu bunun ancak yarı süresinde kaliteli ve iri meyve üretirler. Bu
dalcıkları bazılarının yenilenmesi için her yıl budamaları gerekli ise de daha
ziyade yeni büyümeler kesilip çarılır. Çeşide bağlı olarak ağacın çevresinde
yeni sürgünleri bırakıp eskilerini budayarak meyve dallarının % 20-40’ ı
yenilenir.
10.3. Tam Bodur Bahçelerde Budama Ve Terbiye
Tam bodur meyve bahçesi, yoğun dikime imkan veren anaçlarla kurulan ve ayakta
durabilmesi için destek sistemine ihtiyaç duyan anaçlar ile kurulan bahçelere
denmektedir. Ülkemizde bu tip bahçeler son yıllarda hızla artmaktadır. Ancak
hala toplam meyve bahçeleri içindeki payları oldukça düşüktür.
Bodur meyve bahçelerinin hızla yaygınlaşmasında aşağıdaki avantajlar etkili
olmaktadır.
Bodur meyve bahçesinde;
ü Ağaçların tamamı yerden budanabildiğinden budama işgücü standart
çeşitlerin 1/4’ ü kadardır. Aynı zamanda arzu edilen terbiye sistemini uygulamak
daha kolaydır.
ü Erken yaşta meyveye yattıklarından yatırım masrafları ilk yıllarda
geriye dönmektedir,
ü Sık dikim yapıldığı için kuvvetli gelişen ağaçlardan oluşmuş
bahçelere göre döllemenin daha kolay olması nedeniyle, her yıl ve düzenli ürün
alınmaktadır.
ü Dikimden sonra hemen verim elde edilip ilk yıllarda kara
geçildiğinden değişen şartlar ve pazar isteklerine uyabilen yeni tür ve çeşitler
yetiştirilebilmektedir.
ü Budama, seyreltme ve hasat gibi kültürel işlemlerin yerden
yapılabilmesi nedeniyle üretim maliyetinde azalma ve işgücünde tasarruf
sağlanmaktadır.
ü Meyve verimi ve kalitenin yüksek olması yanında gölgelenme ortadan
kalktığı için iyi ve yeknesak bir renk oluşumu gerçekleşmektedir.
Bu faydalarının yanında bilinçsiz yapılan bir üretimin de faydadan çok zarar
getireceği de unutulmamalıdır. Meyve yetiştiriciliğinde bodurluk sağlayan klon
anaçlarının kullanımını Türkiye’de daha yeni olduğu için kültürel işlemler
konusunda da üreticilerimiz tam ve yeterli bilgiye sahip değillerdir. Özellikle
budama ve terbiye konusundaki yetersizlik önde gelen sorunlardan birisi olarak
kendini hissettirmektedir.
10.3.1. Kullanılan anaçlar
Tablo 2: Tam bodur elma bahçelerinde kullanılabilen
anaçlar.
|
Standart Çeşitlerde
Örn; Starking Delicious
|
Spur Çeşitlerde
Örn; Starkrimson Delicious
|
|
Mark
|
M26
|
|
M9
|
MM106
|
|
M27
|
M7
|
Mark, M 9 ve M27 anaçları Starking Delicious,Golden Delicious gibi standart
çeşitlerde tavsiye edilmektedir. M27 anacı bodur anaçlar içerisinde en bodur
olan elma anacıdır. Bu özelliğinden dolayı dünyada kullanımı pek yaygın
değildir, güçlü topraklarda kuvvetli çeşitlerle dikilmesi uygundur. Mark anacı,
M9 daha küçük (%30 kadar) bir taç oluşturur. Verimi M9 ile aynıdır ancak
dikkatli bir meyve seyreltmesi programı istemektedir. M9, Türkiye’de ve dünyada
en yaygın olan bodur elma klon anacıdır. Yaklaşık olarak dekara verimi 6-8 ton
arasındadır. Bahsedilen anaçların hepsi destek sistemine ihtiyaç
duymaktadırlar.
Starkrimson Delicious gibi spur çeşitler ile, M9, Mark ve M27 anaçları yerine
biraz daha kuvvetli olan M7, MM 106 ve M26 anaçları kullanılarak bahçeler tesis
edilmelidir. M26 anacı, hem standart hem de spur çeşitlere anaç olarak
kullanılabilir. Yaklaşık olarak M9 ile MM106 arasında bir taç büyüklüğü
oluşturur. MM106 anacı, yarı bodur anaçlar içerisinde en iyisidir. Kök boğazı
çürüklüğüne hassas olduğu için ağır bünyeli topraklarda yetiştirilmesi uygun
değildir. M7 anacı da yarı bodur bir anaçtır ve kök boğazı çürüklüğüne hassas
olmasına rağmen toprak istekleri konusunda MM106 kadar seçici değildir. MM106,
M7 ve M26 anaçları kuvvetli gelişen standart çeşitlerle yetiştirildiğinde destek
sistemine ihtiyaç duymazlarken zayıf gelişen spur çeşitlerle kullanıldıklarında
destek sistemine ihtiyaç duyarlar .
Spur çeşitlerin (Starkrimson Del., Red Chief, Scarlet Spur gibi) M9, M27 gibi
tam bodur anaçlar ile yetiştirilmesinin birtakım sakıncaları vardır. Zira hem
anaç hem de çeşit zayıf geliştiği için ortaya çıkan ağaç hacmi çok küçük
olmakta, yeterince yan dal oluşturmamakta, dolayısıyla meyve verim ve kalitesi
oldukça düşük olmaktadır. Şekil 20’ de görüldüğü gibi aynı yılda dikilmiş M9
anacı üzerine aşılı standart gelişen Golden Delicious elma çeşidi ile, yine aynı
anaca aşılı spur bir çeşit olan Red Chief elma çeşidi birlikte görülmektedir.
Her iki çeşit arasındaki büyüme ve yan dal oluşturma bakımından ortaya çıkan
fark resimden açıkça görülmektedir.
10.3.2. Bodur Elma Bahçelerinde Dikim Aralık ve Mesafesi
M 9 anacıyla standart bir çeşit dikildiğinde;
Sıra üzeri mesafe; 1-1,5 m.
Sıra arası mesafe; 3-4.5 m. olabilir.
Yine MM106, M7 veya M26 anaçları ile spur çeşitler dikliyorsa aynı aralık ve
mesafeler uygulanabilir.
Dikim aralık ve mesafeleri belirlenirken kullanılan anaç ve çeşidin gelişme
kuvveti ve kullanılan tarım alet ve makinelerinin boyutları göz önünde
bulundurulmalıdır.
10.3.3. Bodur Elma Bahçelerinde Kurulabilecek Destek Sistemleri
M9 gibi bodur klon anaçları, kök sisteminin zayıf olması, aşırı meyve yükünü
taşıyabilecek kuvvetli yan dallara sahip olmaması nedeniyle mutlaka destek
sistemine ihtiyaç duyarlar. Bu sebeple dikimle birlikte mutlaka destek sistemi
de kurulmalıdır (Resim 21). Aksi halde hemen ilk yıllarda verime yatan ağaçlar
meyve yükünü taşıyamayarak devrilebilirler (Resim 22)
Destek sistemlerini farklı şekillerde yapmak mümkündür. Ancak bu sistemler
içinde en uygun olanı Şekil 9’ da görülen destek sistemidir. Bu sistemde;
- Her 10-15 ağaca 5 cm. çapında sağlam bir demir direk(1) dikilmeli,
direklerin uzunluğu 3 m. olmalı ve 60 cm. lik kısmı toprağın altında
kalmalıdır.
- Sıra başındaki ve sıra sonundaki direkler(4) toprak ile 60o lik
açı yapacak şekilde dikilmeli, bu sebeple uzunlukları 3,3 m. olmalıdır ve aynı
şekilde 60 cm. i toprak altında kalmalıdır.
- Baştaki direkler iki noktadan(6) toprağa sabitlenmelidir.
- Her bir ağaca bambu kamışı, kargı veya ince metal boru(2)
dikilmelidir. Bunların uzunluğu yaklaşık 3 m. civarında olmalı ve üst teli 60
cm. geçmelidir.
- İhtiyaca göre değişmekle beraber toprak seviyesinin 60 cm.
üzerinden ve ana direklerin üst kısmından olmak üzere iki tel geçirmek
yeterlidir. İleride ihtiyaç olursa üçüncü bir tel de eklenebilir. Tellerin
arasına gerginliği sağlamak için bir gerdirme mekanizması(3) ilave edilmesi
faydalı olacaktır.
Her ne kadar olması gereken destek sistemi böyle olsa da önemli olan tam
bodur sistemlerde mutlaka destek sisteminin kullanılmasının gerektiğinin
bilinmesidir. Bu destek sisteminin şeklini üreticilerin ekonomik durumlarına
göre ayarlamak gerekmektedir.
Örneğin; anlatılan bu destek sisteminden farklı olarak üreticiler ilk
direklere birer payanda ilavesi yaparak da destek sistemlerini
kurabilmektedirler (Resim 24). Burada ara direklerde herhangi bir değişiklik
olmamakta sadece ilk direklerin uzunlukları 3 m. ye indirilerek bunlara yaklaşık
2,5 m. uzunluğunda bir payanda ilave edilmektedir. Ayrıca demir direkler yerine
beton veya ahşap direklerde kullanılabilmektedir.
Öte yandan meyveleri dolu zararı ve güneş yanığından korumak amacıyla bazen
destek sistemlerinin üzerine bir örtü sistemi de kurulabilmektedir. Eğer örtü
kullanılmak isteniyorsa destek sistemi kurulurken kullanılan direklerin boyu en
az 3,5 m. olmalıdır.
10.3.4. Tam Bodur Elma Bahçelerinde Budama ve Terbiye Esasları
Tam bodur bir elma bahçesi kurmak isteyen üreticiler bütün kültürel
işlemlerde eski alışkanlıklarını bir tarafa bırakıp, teknik elemanların
tavsiyeleri doğrultusunda hareket etmelidirler.
Bodur bahçelerde ağaçların en fazla 2,5-3 m büyümesine izin verilir. Böyle
bahçelerde budama ve terbiyede asıl amaç meyve yüklü dalların ana eksen
etrafında dar bir silindir formu almasıdır. Merkezden dışa açılarak oluşan
dalların çapı ağacın üst kısmına doğru tedricen azalmalıdır. Yan dalların
kalınlığı daima gövde kalınlığından az olmalı ve ağaçların silindir-konik bir
şekil oluşturması temin edilmelidir. Liderde ve yan dallarda ilk yıllarda tepe
veya uç kesimi minimumda tutulur.
1. Dikim ve İlk Yıl Budaması
İdeal fidan; 1-1,5 m. boyunda, çapı 1,5 cm. den daha fazla olan ve 5-8 adet
geniş açılı yan dal ihtiva eden fidandır. Ülkemizde genellikle kamçı şeklinde
fidanlar üretildiği için piyasada dallı fidan bulmak mümkün olmayabilir. Bu
sebeple şekillendirmeye kamçı haldeyken başlanmalıdır.
Yukarıda verilen aralık ve mesafelere uygun olarak açılan çukurlara fidanlar
aşı noktası toprak yüzeyinden 5 cm. yukarıda kalacak şekilde dikildikten sonra;
kamçı şeklinde fidanların tepesi 70-75 cm. den kesilir. Liderde tepe kesimi
sadece dikim esnasında yapılır ve bir daha yapılmaz. Eğer fidanların gelişimi
zayıf ise 2. yıl tekrar tepe kesimi yapılabilir. Bu durum sistemde genel bir
kaide olmasına rağmen üreticiler yetiştirdikleri çeşide göre hareket etmek
zorundadırlar. Örneğin; Granny Smith elma çeşidi çok dik büyüme ölü göz
oluşturma eğilimindedir. Yani sınırlı sayıda ana ve yardımcı dal meydana
getirmektedir. Bu sebeple böyle bir çeşitle bahçe kurulduğunda ana dal ve ana
dallar üzerinde yardımcı dal oluşumu sağlamak için her yıl düzenli olarak tepe
kesimi yapmak gerekir.
Dikimle birlikte destek sistemi kurulmuş olmalıdır. Lider uygun noktalardan
destek sistemine bağlanarak mümkün olduğu kadar sabit durması sağlanır. Ancak
lideri destek sistemine sabitlemede kullanılan malzemenin esnek olması gerekir.
Eğer kullandığımız malzeme esnek değilse ileriki yıllarda kalınlaşma sonucu
gövdede veya yan dallarda boğulmalar meydana gelebilir(Resim 26).
70-75 cm. den tepesi vurulmuş fidanlarda, ilkbaharla birlikte topraktan 45-75
cm. yükseklikte birinci katı oluşturacak yan dallar çıkmaya başlar. Bu
sürgünlerden tepe noktasına en yakın olan dal lider dal olarak seçilir. Sürgün
uzunlukları 7,5-10 cm. olduğunda her iki haftada bir liderin 10 cm. altındaki
sürgünler el ile veya makasla uzaklaştırılması gerekir. (Resim 27) Bu kesimler
Temmuz sonuna kadar tekrarlanmalıdır.
Öte yandan haziranın ortasından sonra dik büyüyen dalları lider ile 45-60O
açı yapacak şekilde açmak gerekmektedir. Bu amaçla eğer dal küçükse kürdan,
çamaşır mandalı(Resim 28); biraz büyükse çıtalar, çubuklar veya çamaşır
mandalına bağlı beton ağırlıklar kullanılabilir. Açı genişletmede
kullandığımız bu materyaller Ağustos ayı sonunda çıkarılmalıdır.
2. İkinci Yıl Budama ve Terbiye
Yukarıda belirtildiği gibi Bodur elma bahçelerinde liderin istisnai durumlar
hariç, dikim yılında budandıktan sonra tekrar kesilmez. Eğer gelişme zayıfsa
tekrar tepe kesimi yapılabilir. Bununla birlikte liderin ucunda çiçek tomurcuğu
oluşmuşsa onu uzaklaştırmak gerekir. Aksi takdirde çiçek tomurcuğu liderin
gelişmesini engeller.
İkinci yılda yan dallarda 1/3 oranında bir kısaltma yapılmalıdır. Bu işlem
dallar üzerinde ikincil dal oluşumunu ve meyve gözü teşekkülünü sağlar. Ayrıca
toprak seviyesinden itibaren 45 cm. e kadar olan mesafeden çıkan sürgünler
uzaklaştırılır.
Fidanımızda istenilen dallanma olmamışsa yani sadece 1-2 adet yan dal
oluşmuşsa bu dallar çıkarılır ve yeni dikilmiş gibi tepesi 75 cm. den
kesilir.(Resim 29)
Özellikle kuvvetli gelişen çeşitlerde gelişmeyi azaltmak için daha az budama
yapılmalı, her kesimin sürgün büyümesini teşvik ettiği unutulmamalıdır. Dik
sürgünler ve aşırı güçlü dallar, kırılmış veya hastalıklı dallar çıkartılmalı
ağaç aşırı kuvvetli ise meyveye yatıncaya kadar hiçbir dalı çıkartmamalıyız.
Böyle ağaçlarda sadece yaz budaması yapılmalıdır.
Ağaç gençken yan dalların yatay büyümesini sağlamak ve kuvvetli dik sürgün
büyümesini engellemek unutulmaması gereken bir prensiptir.
Normal gelişme gösteren ağaçlarda ilkbahardan itibaren ilk katın 60 cm.
üzerinde ilk kattan daha zayıf ikinci bir kat oluşmaya başlar. Bu iki kat
arasında kuvvetli dalların gelişmesine izin verilmez. Sadece zayıf meyve dalları
bırakılır.
Haziranda yan dallar düşeyle 45-60O’e açı yapacak şekilde yukarıda anlatılan
yöntemlerle genişletilmelidir. Bu işlemi haziran ortasından önce yapmamak
gerekir. Aksi taktirde obur dal oluşumu artmaktadır.
Bodur elma bahçelerinde liderin mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde üst
tele ulaşması sağlanmalıdır. Bunu sağlamak için lidere rakip olan sürgünlerin
uzaklaştırılmasına devam edilir. Ayrıca liderin dik durmasını sağlamak için
destek sistemine bağlanmalıdır.
3. Üçüncü Yıl Budama ve Terbiye
3. Yıl artık önemli miktarda meyve alınacağı için ağaçlar budanırken meyve
gözlerine dikkat edilmelidir. Yan dallarda, çeşidin özelliğine göre 1/3 oranında
bir kısaltma yapılabilir. Fakat ihtiyaç yoksa kesilmemesi daha iyidir.
Dik sürgünler ve aşırı güçlü dallar, kırılmış veya hastalıklı dallar
çıkartılır. Yine toprak seviyesinden 45 cm. mesafeden çıkan sürgünler ve katlar
arasında aşırı kuvvetli büyüyen sürgünler varsa çıkarılır.
3. yıl gelişme periyodunun
başlaması ile birlikte katlarımız iyice belirginleşmeye başlayacaktır. Lider
istenilen yüksekliğe bu sezon sonunda ulaşır.
Haziranda önceki yıllarda yapıldığı gibi dalların açıları genişletililir.
Aşırı meyve yükünden dolayı kırılmaları önlemek için meyve dallarını ve ana
dalları tellere bağlamak gereklidir. Periyodik olarak yapılan bahçe
kontrollerinde buna özellikle dikkat edilmelidir. Ayrıca liderin, dik durmasını
sağlamak için destek sistemine bağlanması ihmal edilmemelidir.
4. Verim Çağındaki Ağaçlarda Durgun Dönemde Uygulanan Budama
İdeal elma ağacı, toprak seviyesinden 0,6-1,1 m. yukarıda yaklaşık 4-5
daldan oluşan bir kata sahiptir ve alt katlara daha iyi ışık ulaşması için ilk
katın üstündeki boşlukta sadece küçük meyve dalları bulunmalıdır. İlk katın
üzerindeki boşlukta bulunan dallar lidere kısa gençleştirme kesimleri ile
yaklaştırılır. Alttaki dallar her zaman üsttekilerden daha geniş olmalıdır. Bunu
sağlamak için çok acele edilmemeli ve aşırı kesimler yapılmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki bütün kesimler az veya çok meyve tutumunu geciktirir.
4. Büyüme sezonunda ağaç dengeli bir tac oluşturmuş olur. Bu yıldan sonra
aşağıda kat iskeletini oluşturan dallar korunmalıdır ve her katta 4 dal olana
kadar ağaç iskeleti oluşturulmaya devam edilir ve sık dallar çıkarılır.
Yan dallarda zayıf dal üzerinden kısaltma kesimleri bu verime tam yatan
ağaçlarda en çok kullanılan kesim şeklidir. Çok uzamış ve yaşlanmış dallar,
küçük bir sürgün veya spur daldan hemen sonra kesilir. Bu kesimler sonucunda
daha küçük fakat daha verimli olan yan dallar oluşur.
Ağacın üst kısmında liderin çapının yarısından daha kalın dallar çıkarılır ve
ağacın zirvesinde daha zayıf meyve dalları bırakılır.
Geri kalan budama işlemi, alt iskeleti oluşturan dalların periyodik olarak
yenilenmesinden ibarettir. Yaşlanmış ve meyve yükünden olumsuz etkilenmiş olan
bu dallar kısa kesimler veya üçgen kesimlerle çıkartılırlar. Eğer kalıcı dallar
diğer ağacın içlerine doğru veya sıra arasına doğru çok ilerlemeye başlarsa
zayıf yan dala kadar tepeleri alınır veya tamamen yenilenir. (Resim 31)
Budamaya başlarken meyve gözlerine dikkat etmek gerekir. Eğer çok sayıda
çiçek gözü varsa budama daha sert yapılabilir.
Bazı çeşitler, spur dallar üzerinde uzun yıllar meyve vermeye eğilimlidir. Bu
spur dallara yeterli güneş ışığı ulaştığı sürece büyük, iri, yüksek kaliteli
meyve oluştururlar. Zayıf gelişen Spur çeşitler (Örneğin Starkrimson delicious
gibi) böyledir. Bu çeşitler çok az gençleştirme budamasına ihtiyaç duyarlar.
Budama sadece yeterli güneş ışığını ağacın iç kısımlarına ulaştırmak için
yapılır.
Verim çağındaki ağaçlarda yan dallarda dallanmayı artırdığı için uç kesimi
genellikle tavsiye edilmez. Uç kesimi, spur çeşitlerde bir dalın devamlı
gelişmesini sağlamak amacıyla yapılır. Granny Smith gibi ölü göz oluşturmaya
eğilimli çeşitlerde, gövdeye yakın kısımlarda meyve gözü oluşturmak ve ölü göz
oluşumunu engellemek için yan dallarda uç kesimleri yapılmalıdır.
Verim çağında ağaç yüksekliği 2,5-3 m civarındadır. Ağaçlar bu yüksekliğe
3-4. büyüme sezonu sonunda gelmelidir. Bu yüksekliğe ulaşan ağacta lider 2
şekilde baskı altına alınabilir.
1- En üst dal telin diğer tarafına kıvrılabilir.
2- 2 yaşlı dallar üzerinde daha zayıf yan dala kadar geriye budanır
(Şekil 11).
Büyük meyve bahçelerinde 2. yöntem hem daha pratiktir hem de iş gücü
tasarrufu sağlamaktadır. Ancak küçük alanlarda üretim yapanlar 1. yöntemi de çok
rahatlıkla uygulayabilirler.
Çok dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de destek sistemine bağlanan
ağaçların her yıl mutlaka kontrol edilmesidir. Bağlantı noktalarında gövdeyi
boğma ve kopma neticesinde ağaçlarda yatma (Resim 26) olup olmadığı kontrol
edilip gerekli önlemler zamanında alınmalıdır.
5. Verim Çağındaki Ağaçlarda Yaz Budaması
Verim çağındaki ağaçlar aşırı kuvvetliyse, iç kısımlardaki meyvelere
yeterince güneş ışığı ulaşmamaktadır. Bunu önlemek için aşırı büyümüş obur
dallar dipten çıkartılabilir. Ayrıca hasattan 3-4 hafta kadar önce yapılan geç
yaz budamaları meyve büyümesini çok az etkilemekle birlikte meyve rengine olumlu
etki yapmaktadır.
4.SEYRELTME
1. GİRİŞ
Türkiye ılıman iklim meyve türlerinde
dünyada önemli üretici ülkelerden birisidir (1). Ancak bol miktarda üretmemize
rağmen ihracatımız birkaç tür dışında hemen hemen yok gibidir. Bunun en önemli
sebeplerinden birisi kalite sorunudur. Ülkemizde kalite artırıcı unsurlar ya
bilinmemekte ya da yeterince önemsenmemektedir. Meyvecilikte kalite artırıcı
unsurların başında gübreleme, sulama, budama ve meyve seyreltilmesi gibi
kültürel işlemler gelmektedir. Diğer kültürel işlemler az veya çok uygulanmakla
birlikte özellikle meyve seyreltilmesi ülkemizde yeterince uygulanmamaktadır.
Yapılan seyreltme uygulamaları da genellikle yanlış zaman ve şekillerde
yapılmaktadır. Örneğin; Türkiye elma üretiminin % 20’sinin gerçekleştirildiği
Isparta bölgesinde çok az üretici seyreltme yapmakta, yapanlarda hasattan hemen
önce yapmaktadırlar.
Seyreltme özellikle elma ve şeftalide önem taşımaktadır. Bütün kültürel
işlemler uygun olarak gerçekleştirilse, ancak seyreltme yapılmasa aşırı meyve
tutumu nedeniyle istenilen kalitede meyve elde etmek mümkün olmayabilir. Bu
sebeple özellikle meyve tutumunun çok olduğu tür ve çeşitlerde meyve seyreltmesi
mutlaka yapılmalıdır.
2. Elmada Seyreltme
2.1. Elle Seyreltme
Elle seyreltme Ülkemizde kısmen uygulanmakta
ancak uygulama zamanı olarak yanlışlıklar yapılmaktadır. Genelde seyreltme
hasattan hemen önce yapılmaktadır. Oysa meyve seyreltilmesi meyve tutumundan
itibaren yapılabilir ve en geç Haziran dökümünden sonra seyreltmenin mutlaka
yapılması gerekir. Elmada elle seyreltme yapılırken kral meyveye dikkat edilerek
her salkımda 1 meyve bırakılmalıdır. Meyveler elle koparılabileceği gibi
seyreltme makasları ile de koparılabilirler. Dal üzerinde her 15-18 cm ye bir
meyve düşecek şekilde seyreltme gerçekleştirilmelidir (2).
2.2. Kimyasal Seyreltme
Özellikle büyük bahçelerde elle seyreltme çok zahmetli ve zaman
alıcı olabilir. Çeşitli kimyasal maddeler kullanılarak en az elle seyreltmedeki
kadar meyve seyreltmesi sağlanabilir. Bu amaçla NAA, Carbaryl (sevin), NAD,
Ethrel, Benzyladenin gibi büyüme düzenleyiciler kullanılabilir (3,4). Ülkemizde
bu kimyasallardan sedece sevin her yerde rahatlıkla bulunabilir ve kullanımı
nispeten daha kolaydır. Çünkü diğer kimyasallar ppm olarak uygulandıklarından
doz ayarlaması zor olabilir.
2.2.1. Kimyasal Seyreltmede Etkili Faktörler
a. Çeşit Hassasiyeti
Kolay seyrelen çeşitler; standart Red Delicious,
Idared, Mutsu, Jonagold çeşitleri, Jersey Mac.
1. Orta derecede seyrelen çeşitler; Empire, Mcintosh, Northern Spy,
Cortland.
2. Zor seyrelen çeşitler; Golden Delicious, Paula Red, Gala çeşitleri,
Spartan, Spur Mcintosh, Spur Red Delicious (2).
b. Hava Durumu:
Aşağıdaki hava koşulları kimyasal maddelerin absorbsiyonu ve seyreltme
etkisini artırabilirler:
1. Soğuk ve nemli havalardan önce veya sonra uygulama
2. Yağışsız yüksek nemli periyotlardan önce veya sonra uygulama
3. Yüksek sıcaklıkların ardından gelen soğuk periyotlar
4. Don veya dondurucu havalardan önce veya kısa zaman sonra uygulama
5. Uzun süren kuru hava periyodundan önce uygulama (2,5).
c. Döllenme ve Arı Aktivitesi
Arı aktivitesi havanın açık veya kapalı olmasına bağlıdır. Döllenmenin
gerçekleşebileceği havalar ve yüksek arı populasyonu seyreltmeyi az yada çok
zorlaştırır. İyi bir döllenme gerçekleştiğinde meyveler daha iyi tutarlar, daha
çok tohum meydana gelir ve daha zor seyrelirler. Meyve tutumu daha çok kral
çiçeklerde gerçekleşir. Daha az olmakla birlikte kısmen de yan çiçeklerde meyve
tutumu olabilir. Tek meyveler salkım halindeki meyvelere göre daha zor
seyrelirler (2).
d. Ağacın Yaşı ve Kuvveti
1. Genç ağaçlar yaşlı ağaçlardan daha kolay seyrelirler.
2. Olgun fakat zayıf gelişen ağaçlar daha kolay seyrelmektedirler.
3. Bir yıl yoğun meyve veren ve çok iyi çiçeklenen ağaçlar, takip eden
yıl daha kolay seyrelmektedirler.
4. Çok çiçeklenme ağaçlarda daha fazla strese neden olmakta ve böyle
ağaçlar daha kolay seyrelmektedirler.
5. Bir önceki sezonda fazla strese maruz kalan ağaçlar (örneğin, aşırı
kuraklık, aşırı yağış, besin eksikliği, hastalık ve zararlılar gibi) daha kolay
seyrelmektedirler (2, 5).
e. Yaprak Yoğunluğu
1. Yanlış budanmış sıkışık ağaçlar, iyi budanmış açık ağaçlara göre daha
kolay seyrelmektedirler.
2. İyi budanmış ağaçlarda kısmen gölgede kalan yatay alt dallar, üst
dallardan daha kolay seyrelirler. Çünkü buralardaki spur dallar daha zayıftır
(2,5).
2.2.2. Uygulama Dozları
Elmada uygulama dozları tüm çeşitlerde aynı değildir. Genel
olarak spur çeşitler standart çeşitlere göre daha zor seyrelirler ve uygulama
dozu daha yüksektir. Çizelge 1’de bazı çeşitlerin Naphtalenaseticacid (NAA),
Naphtalenasetamid (NAD), Carbaryl (Sevin) ve Carbaryl + NAA kombinasyonu
uygulama dozları görülmektedir (2).
Çizelge 1. Yetişkin Elma Ağaçlarında Kimyasal Seyreltme için Doz
Önerileri
|
Dozlar 1 kullanım içindir (- yazan muameleler
önerilmeyenlerdir)
|
|
Çeşit
|
NAD (ppm)
|
NAA (ppm)
|
Sevin (% 43 Carbaryl) (L/1000L)
|
Sevin (%43 carbaryl) (L) +NAA(ppm) 1000L
suya
|
|
Early McIntosh
|
50-75
|
-
|
-
|
1 L + 10-15ppm (taç yapraklar dökülünce)
|
|
Jersey Mac, VistaBella
|
-
|
5-10
|
1-1,5
|
-
|
|
Paulared
|
50-75
|
12-15
|
1-1,5
|
1 L + 10-15ppm
|
|
Spartan
|
-
|
10-20
|
1-2
|
1 L + 10-15ppm
|
|
Cortland
|
-
|
5-10
|
-
|
1-2 L + 2,5-5 ppm
|
|
Standart McIntosh
|
-
|
5-10
|
1-2
|
-
|
|
Spur McIntosh
|
-
|
10-12
|
-
|
1-2 L + 2,5-5 ppm
|
|
Golden Delicious
|
75-100
|
10-20
|
1-2
|
1 L + 5-10 ppm
|
|
Red Delicious
|
-
|
2-8
|
0,5-1
|
-
|
|
Spur Red Delicious
|
-
|
5-10
|
-
|
1-2 L + 5-10 ppm
|
|
Idared
|
-
|
2-8
|
-
|
-
|
|
Empire
|
-
|
7-10
|
1-1,5
|
1 L + 2,5-4 ppm
|
|
Mutsu
|
-
|
5-10
|
0,5-1,5
|
-
|
|
Jonagold
|
-
|
-
|
1-1,5
|
-
|
|
Fuji
|
-
|
-
|
-
|
1-1,5 L + 10-12 ppm
|
|
Gala
|
-
|
10-12
|
-
|
1 L + 5-10 ppm
|
|
Not 1: Her 1 L sevin içinde 0, 480 kg Carbaryl
bulunmaktadır. Piyasadaki sevin preparatlarının carbaryl içerikleri dikkate
alınarak doz ayarlaması yapılmalıdır.
Not 2: Uygulamalarda yeterli miktarda su kullanılarak
ağaçlar tamamen yıkanmalı ve en az 30 dakika ıslak olarak kurumadan
kalmalıdır.
|
2.2.3. Seyreltmenin Uygulama Zamanı
Etkili bir seyreltmenin gerçekleştirilebilmesi için bu
kimyasalların uygulama zamanları da çok önemlidir. Bunlardan NAD taç yapraklar
dökülünce NAA, Sevin ve NAA+Sevin kombinasyonları ise taç yapraklar döküldükten
7-12 gün sonra uygulanmalıdır. Hava sıcak ise 7 gün, soğuk ise 12 gün sonra
uygulanabilir. Sevin taç yapraklar döküldükten 21 gün sonra bile sonuç
verebilir, ancak NAA 12. günden sonra etkili değildir (2).
3. Şeftalide Seyreltme
Şeftali seyreltmesinde çiçeklerin koparılması, basınçlı su
püskürtülmesi, döllenmenin kimyasal maddelerle önlenmesi, GA3 püskürtülerek
çiçek gözü oluşumunun azaltılması gibi yöntemler kullanılabilir. Elle seyreltme
meyveler 1-1,3 cm ‘ye ulaştığında meyvelerin % 20-30’u koparılarak yapılır. İkiz
meyveler teke düşürülmeli ve her 15-29 cm ye bir meyve düşecek şekilde seyreltme
yapılmalıdır. Şeftalide kimyasal seyreltme çiçeklenme sırasında yapılmakta ve
döllenmenin önlenmesi ve çiçek seyreltilmesi esasına dayanmaktadır. Bu amaçla
Ammonium thiosuphate (ATS), Wilthin, Armothin gibi kimyasal maddeler
kullanılabilmektedir
5.HASAT ve DEPOLAMA
Ülkemiz bir çok meyvenin anavatanı ve üretim merkezidir. Bir çok meyve
türünde ürettiğimiz miktarlar ile dünya sıralamasında ilk sıralarda yer
almaktayız. Ancak ne yazık ki bu üretimin % 30-40’lık bir kısmı tüketiciye
ulaşmadan kaybolmaktadır. Gelişmiş ülkelerde bu oranın % 5’i geçmediği
düşünülürse ülkemiz açısından kayıpların önemi açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu
kayıpların sebeplerinin başında her meyve tür ve çeşidin en uygun zamanda
hasadının yapılamaması sonucu özellikle depolamada meydana gelen
kayıplardır.
ERKEN HASADIN SAKINCALARI
1- Erken toplanan meyveler henüz yeterli irilik, şekil
ve ağırlığa ulaşmamışlardır. Bu nedenle meyveler küçük ve verim düşük olur.
2- Erken toplanan meyvelerde yeteri kadar şeker birikmediği ve bazı
burukluk veren maddeler gereği kadar azalmadığı için tat ve lezzet iyi
olmaz.
3- Erken toplanan meyvelerde zemin (taban) renginin yeşilden sarıya
dönüşmesi iyi olmadığı ve çeşidin kendine has üst rengini yeterince
oluşturmadığı için dış görünüş bozuk olur.
4- Zamanından önce toplanan meyvelerde kabuk yapısına bağlı olarak su
kaybı hızlı olur ve bu meyveler çabuk buruşurlar.
5- Erken hasat edilen meyvelerde çeşitli fizyolojik bozukluklar meydana
gelebilir.
6- Erken dönemde meyvelerin dala tutulmaları iyi olduğundan hasat
zorlaşır.
GEÇ HASADI SAKINCALARI
1- Geç toplanan meyvelerde olgunluk ilerlemiş olduğundan hasat sonrası
dayanma süreleri kısalır ve çabuk berelenirler.
2- Meyvede asit kaybı fazlalaştığı için tat ve lezzet bozulur, ürün yavan
bir tat alır.
3- Geç hasat edilen meyvelerde de fizyolojik bozukluklar oluşabilir.
4- Hasat önü meyve dökümleri artar.
5- Geç hasatta ürün için daima bir risk vardır.
MEYVELERDE KULLANILAN HASAT KRİTERLERİ
1) Kabuk alt (zemin rengi)
2) Kabuk üst rengi
3) Meyve eti sertliği
4) Nişasta miktarı
5) Meyve suyu miktarı
6) Suda çözünen kuru madde miktarı
7) Asit miktarı
8) Olgunluk oranı (Kuru madde/Asit)
9) İrilik ve şekil
10) Meyvenin daldan ayrılma durumu
11) Meyve etinin çekirdekten ayrılma durumu
12) Gelişme süresi ( tam çiçeklenmeyle hasat arası)
13) Tam çiçeklenmeden sonraki sıcaklık toplamı
14) Aroma (koku) durumu
15) Solunum hızı
16) Daldan kopma
17) Özgül ağırlık
18) İç etilen miktarı
19) Çekirdekten ayrılma durumu
20) Etli kabuk çatlaması
HANGİ ÖLÇÜT HANGİ MEYVEDE KULLANILABİLİR?
|
|
Elma
|
Armut
|
Ayva
|
Şeftali Nektarin
|
Kayısı
|
Erik
|
Kiraz-Vişne
|
Üzüm
|
Ceviz
|
Badem
|
Kestane
|
|
Gelişme Süresi
|
++
|
++
|
0
|
0
|
0
|
+
|
0
|
0
|
|
|
|
|
Kabuk yüzeyi,pus
|
+
|
0
|
0
|
0
|
0
|
+
|
+
|
++
|
|
|
|
|
Zemin Rengi (Kabuk alt rengi)
|
++
|
+
|
0
|
++
|
++
|
++
|
0
|
++
|
|
|
|
|
Üst renk (Kabuk üst rengi)
|
++
|
++
|
++
|
++
|
++
|
+
|
++
|
+
|
|
|
|
|
Et Sertliği
|
++
|
++
|
0
|
++
|
++
|
++
|
0
|
0
|
|
|
|
|
Et Rengi
|
+
|
0
|
0
|
+
|
+
|
++
|
0
|
0
|
|
|
|
|
S.Ç.K.M. Miktarı
|
+
|
++
|
0
|
+
|
+
|
+
|
++
|
+
|
|
|
|
|
Nişasta Miktarı
|
++
|
++
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
|
|
|
|
İç Etilen Miktarı
|
+
|
+
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
|
|
|
|
Daldan Kopma
|
+
|
+
|
0
|
0
|
0
|
0
|
+
|
0
|
++
|
++
|
++
|
|
Sıcaklık Toplamı
|
0
|
++
|
0
|
0
|
0
|
+
|
0
|
0
|
|
|
|
|
Tanen Miktarı
|
0
|
0
|
+
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
|
|
|
|
Çekirdekten Ayrılma
|
0
|
0
|
0
|
+
|
0
|
0
|
0
|
0
|
+
|
+
|
++
|
|
İrilik ve Şekil
|
0
|
0
|
0
|
+
|
0
|
0
|
0
|
|
|
|
|
|
Titre Edilebilir Asit Miktarı
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
+
|
+
|
+
|
|
|
|
|
SÇKM/Asit Oranı (Olgunluk Oranı)
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
+
|
0
|
++
|
|
|
|
|
Özgül Ağırlık
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
+
|
0
|
|
|
|
|
Etli kabuk Çatlaması
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
++
|
++
|
++
|
NOT: ++ işaretli olan ölçütler 1. derecede, + işaretli olanlar 2. derecede
önemlidir. 0 olanlara bakılmaz.
NASIL HASAT ETMELİYİZ?
•Meyve koparılırken avuç içine oturtulur ve yandan yukarı kaldırılırken dala
bağlandığı noktadan bir dönme verilir. Güç kopan meyvelerde, baş ve işaret
parmağı bu noktaya bastırılır. Meyvenin basitçe çekilmesi veya döndürülmesi
sapın kopmasına ve kabuğun sıyrılmasına neden olur.
•Meyve daldan çekilirken dallara çarpılmamalı ve usulca toplama kabına
konmalıdır.
•Meyve parmaklarla sıkılmamalı, tırnak ve yüzüklerle çizilmemelidir.
•Sert zemine 10 cm den, meyve üzerine 20 cm den düşen meyve kalıcı şekilde
zararlanır.
•Kullanılan toplama kapları ve bahçe kasaları pürüzsüz olmalıdır. Kaplar
aşırı doldurulmamalı ve gölgeye bırakılmalıdır.
DEPOYA TAŞIMA
•Hasat edilen meyve en kısa sürede, zararlanmadan depoya ulaştırılmalıdır.
Hasattan sonra bahçede geçen her gün hatta her saat meyvenin hem
ağırlığının azalmasına hem de depo ömrünün ciddi olarak kısalmasına yol
açar. Meyveler güneş, yağmur ve rüzgardan korunmalıdır; yükleme ve
boşaltma sırasında hırpalanmamalıdır.
•Hasattan sonra depo dışında geçen her gün 15-20
günlük depo ömrü kaybı demektir.
|